5 Ocak 2011 Çarşamba

Bilincin Açılıyor ve Rüyayı Yarım Bırakıyorsun

yalan söylerken avuçiçlerinizin açık olmasına dikkat edin. ikna kabiliyetiniz artar.




sabah laptop  karşısında uyanıyorsunuz . telefonu açıp alarmdan 10 dakika önce uyandıgınızı görüp alarmı kapatıp 2 dakikalığına gözlerinizi kapatıp tatlı uykunun zevkini alıyorsun. aklınıza o günkü okul programı gelince istemeye istemeye gerinip sıcacık yorganın içinden çıkıyorsunuz. tuvalete gidip kısa rahatlama faslından sonra normalde soguk suyla yüzünüzü yıkamak gerekirken o üşengeçlik ile sıcak suyu açıp yüzünüzdeki nesneleri birbirine karıştırırcasına yıkıyorsunuz. sonra dişlerinizi fırçalıyor ve üstünüzü giyip aşagı inince o yeni fırçalanmış dişler ile masaya oturuyorsunuz. mutfakta meleğinizin ayakta dikilip yağ cızırtıları eşliginde yumurta pişirdiğini, babanızın ise asla hayal edemeyeceğiniz bir saatte kalkmış hazır durumda görüyorsunuz. bu adam hiçbir zaman yıkılmayacak bir kale gibi hayatınızda en çok güvendiğiniz kişi. çoktan kahvaltısını yapmış çayını yudumlarken televizyonda gazetele manşetlerini anons eden programı izliyor (sıradaki haberimiz milliyetten, kılıçdaroğlunu manşetine taşımış).

yarım yamalak hızlıca yemek yiyip dünden hazırlanan çantayı alıp kapıya dikiliyorsunuz. anneniz babanıza ceketini giydiriyor ve kravatını düzeltirken ondan bir öpücük ve yanında bugünkü alışveriş için bir miktar para da alıyor.

sabah soğuğuna dalıp arabaya biniyorsunuz. ilk binen sensin ama baban binince sanki araba yerinden oynuyor ve buna tepkiymişçesine kapıyı kapatınca duyulan ses ile araba kıvırtmayı bırakıp anahtarın dürtüklemesiyle büyük bir homurtu koyup yollara dalmaya hazır oluyor. okula beklenilenden erken gelmiş, arabada sabah şekerlemesini bile yapamamışsınız. babanıza veda edip okula geliyorsunuz.

2 saatlik beyin jimnastiğinden sonra otobüslere doğru yol alıp hocayı çekiştirken cebinizin derinliklerinden ben burdayım dercesine telefon çalıyor. arayan "babam".

-efendim baba?
- siz x beyin oğlu/kızı mısınız?
-evet..kim arıyor?
-kartal devlet hastenesinden arıyoruz. babanız ile ilgili bir durum var.
-n-ne oldu? ne oldu babama?
-buraya acil gelebilirseniz çok iyi olur iyi günler.

beyin, bir anda hücum eden soru işaretlerini kaldıramaz ve vücudunuza anlamsız şeyler yapmasını emreder: terlemek, hızlı kalp atışı, geçici sağırlık... otobüse siktir çekip taksiye biniyorsunuz ve adresi söyleyip yolculuğun geri kalanında arka koltukta yolları seyrederken aklınıza gelebilecek durum senaryolarını gözden geçiriyor ve söylediğiniz her kelimeden sonra allaha yalvarıyorsunuz.

hastaneye geldiniz. taksiye parasını verip ayağınızı dışarı attığınızda titrediğinizi farkedip umursamadan acile koşuyorsunuz. kısa bir süre sonra resepsiyona bir polis geliyor ve sizi kolunuzdan tutup sorularınızı gözardı edip geçiştirirek bir odaya getiriyor.

duvara gömülü metal çekmeceler ile dolu ürpertici bir oda burası. iki çelik masadan ve üstündekilerden başka birşey doldurmuyor odayı ve buna rağmen çok basık ve havasız bir oda. sanki hava donmuş ve nefes borunuzdan geçmiyor.

-e5 karayolunda bu sabah zincirleme bir trafik kazası oldu. 2 ölü ve bir tane ağır yaralı var. sakin olun şimdi sizden yapmanızı isteyeceğim şey doktor arkadaş gelince cesedi teşhis etmeniz.

polisin duygusuz sesleri kulağınıza çarpıyor ama onu duymayıp gögüs kafesinizin içinde deli gibi atan kalbin sesini davul vuruşları gibi kulagınızda hissediyorsunuz. odaya giren plastik elli kısa boylu doktor polise başıyla selam verip birinci masanın karşısına geçiyor ve polisten aldığı onay ile örtünün başını kaldırıyor.

korkunç gerçeklik, sizin yol boyunca hatta örtü açılana kadar içinizde susmak bilmeyen umudun ve duanın yakarışlarını bir köpek yavrusunu boğar gibi acımasızca boğuyor. çünkü babanız o masada başında iri ama lekesiz bir çatlak ile çıplak halde yatıyor. bu sabah görüp konuştuğunuz, bir sıcaklığın odak noktası olan bu beden şu an kıpırtısız ve odayla el birliği edermişçesine hareketsiz duruyor. aniden gögsünüzde büyüyen birşeyin farkına varıyorsunuz. içi boş bir balon gibi inip kalkıyor gögsünüz hızlı bir şekilde ve bacaklarınız ile elleriniz inanılmaz bir biçimde hissizleşiyor ve bu hissizlik boynunuza ve kafanızda doğru ilerliyor. düşünce balonlarını durdurmak , zamanı durdurmak istercesine başınız hissizleşiyor ve düşünme kabiliyetinizi kaybediyorsunuz. ağzınızda biriken yapışmışlığı yutuyor ve deminden beri birşey sormak ister gibi duran polise birşey hissetmeyen kafanız ile başınızı sallıyor ve onu doğruluyorsunuz.

kolunuzdan tutup bir anda yoğun ışıklı hastane koridoruna çıkarıyor polis sizi. koltuklardan birine oturtup olayı anlatmaya başlıyor.

devamı yarına....

25 Aralık 2010 Cumartesi

Annoying Jesus

eğer yapmanız gereken önemli bir iş varsa, o işi halledeğinizi bütün arkadaşlarınıza söyleyin. arkadaşlarının yanında göt gibi kalma korkusu sizi daha yapmadığınız o işi yapma konusunda motive edecektir.



          hristiyan misyonerlerin bir kampanyası vardır. hz. isayı kitlelere tanıtmak ve onun ne kadar iyi olduğunu göstermektir amaçları. bunun için bir poster kampanyası başlatırlar. çizilen posterlerin hepsi hz isa ile birlikte gösterilen gündelik işlerini yapmakta olan insanların resimleridir. bu posterlerle verilmek istenen mesaj hz isanın ne yaparlarsa yapsınlar hep yanlarında olduğu ve onlara destek oldugunu göstermektir. resimlerde herhangi bir yazı falan yoktur. 

      bu posterler internet ortamında paylaşılır ve büyük bir kampanya olur hedeflendiği gibi. ama internet ortamında belli bir oynamadan sonra yayıldığı geç farkedilir. yapılan şey posterlere sadece konuşma balonları yazmaktır. ve böylece efsane doğar "Annoying Jesus". internette fenomen olur her yere yayılır gittiği yerde lol olur bu posterler. birkaçını burada paylaşıyorum. 




not: resimleri göremiyorsanız resmin üstüne tıklayın 










favorilerimden







en çok güldüklerimden biri





























Facebook

http://bit.ly/tiklayin kopyalayin bu linki ve listen seçeneğine basın.





 yok gerçekten facebooktan izlemedim bu videoyu. ama kaynaklarımı sizle paylaşacak değilim. sadece videoyu izleyin.


24 Aralık 2010 Cuma

Playstation Reklamı

mouse tekeri ile bir linke tıkladığınız zaman otomatik olarak başka bir tab'de açılır link. sağ click open in a new tab'ı zor bulanlar için.





25 Kasım 2010 Perşembe

Son Of A Bitch

telefon şarjı için para vermeyin. herhangi bir otele gidin ve şarjı geçenlerde unuttuğunuzu söyleyin. otellerde en çok unutulan nesnelerden biridir. hiç sıkıntı olmaz. test edilmiştir.


bi cafede mezun arkadaşlar toplanıp geçmişi yadedecektik.. yasaklı yere park ettik arabayı.. sonra ben yanımızda ceza yemiş olan arabanın camından makbuzu aldım kendi arabamın camına koydum... girdik içeri takıldık falan.. çıktığımızda öteki arabaya bida ceza kesmişlerdi ... o arabanın eski cezasını yerine koyup devam ettim... 


http://inci.sozlukspot.com/w/beyler-yaptığım-şey-çok-mu-ayıp/




kendisi böyle birşey yaptıysa tebrik ederim. bir yerden çaldıysa da tebrik ederim. unutmayın plagirism , yakalanmadığınız sürece geçerli olan birşeydir.

22 Kasım 2010 Pazartesi

2012



google.co.uk girin ve "google sphere" yazdıktan sonra "im feeling lucky" e tıklayın. beğenirseniz buraya bir yorum bırakın.







az bilinen bir gerçek ki hz. isa miladi takvimin kabul ettiği sıfır yılından 4 sene önce falan doğmuş.


katolik kilisesi bu gerçeği papa leo zamanında farketti ve takvimlere hiç dokunmayıp öylece bıraktılar. herkesi 4 yıl ileriye almaktan daha kolay birşeydi çünkü.

peki bu hata neden anlatılmaya değecek kadar önemli?

bu şu demek oluyor ki aslında yıl 2014 falan

mayalıların dünyanın sonu olarak gördüğü 2012 geçti gitti bile.









hahaha...

2 Kasım 2010 Salı

Kitaplar ve Nostalji





çocuğunuz yok ve canınız mı sıkılıyor? bir bebek bakıcısı tutun ve ona çocuğunuzun yukarıda uyuduğunu ve uyanmaması gerektiğini söyleyin. akşam eve geldiğinizde çocuk nerde diye sorun.


brave new world okuduktan sonra öss zamanında yitirdiğim kitap okuma alışkanlığım geldi aklıma. eskiden ne çok kitap okurdum. küçük vampir serisi, tohmaz brezina kitapları ve dört kafadar serisi , dan brown, spiderwick, unutursam kendimi affetmeyeceğim harry potter serisi...


odamda bir kütüphane vardı(4 raftan oluşurdu ama kütüphane sayılırdı). bir seriye ait kitabı aldığıım zaman tüm seriyi toplamayı saplantı haline getirirdim. kitapçıları gezer ve serinin bende olmayan kitaplarını arardım ve bir de mizah bölümünde karikatür okuyarak zaman geçirirdim.



kitap okuma alışkanlığım babamın, yaşımı hatırlayamadığım bir zamanda bana ve kardeşlerime getirdiği 3 kitap sayesinde başladı.





dört kafadarlar takımı: zehir sarısı keman (thomas brezina nın yazdığı dedektiflik kitabı)



küçük vampir kitap okuyor (angela sommer bodenburg un yazdığı çocuk kitabı. eminim ki babam bu kitabı sırf ismi yüzünden almıştır.)


ve sanırım en ünlü kitaplardan biri harry potter felsefe taşı (kapağındaki resmin detayları hala aklımda)




güzel bir sonuç bölümü yazamayacağım sanırım. nostalji bastı.