14 Mayıs 2011 Cumartesi

Bir Doktorun Dediğine Göre

Hristiyan cenazelerinden önce merhumun rektumu dikilerek kapatılır çünkü ceset sıkışmış bir gaz yüzünden törende osurabilir.


   Her seferinde sizinle ilgili ters giden şeyin ne olduğunu anlayamıyoruz. Neyiniz olduğunu kesinlikle tespit edebilen ve bunu şüphe bırakmayacak derecede ispatlayan büyülü bir test de yok maalesef. Ayrıca bir hastalığın tanısına algoritma uygularak ulaşamazsınız. bu matematik değil, vücudunuz benim okuduğum tıp kitaplarını okumuyor. Genelde de gözden kaçırdığım birşey yoktur zira bütün doktorlar sırf gözden birşey kaçırmadığına emin olmak için gereğinden fazla test getirmenizi ister sizden. 

   Kesin tanıları ve hastalıkları spesifik bir başlıkta toplamak tıp biliminin 100 senesini aldı. Çok nadir vakalar ve çok nadir semptomlarla ayrılıyor. Bu yüzden benim insan olduğum gerçeğini ve beynimin içinde bütün bir tıp bilgisini muhafaza edemeyeceğimi anlayın. Ben size yardımcı olmaya çalışıyorum, sabırlı olun. "Neden ben? Nasıl oldu bu? Neden iyileşmiyorum?" en zor sorulardır. Cevaplanması mümkün olmayan sorular. Bazı hastalıkların , biyokimyasal olarak, cevabını anlamanız için yıllar gerekiyor. Bu yüzden tüm bunları bir ceviz kabuğuna sıkıştırıp sizi aydınlatmamı istemeyin. Vücudunuzu ben yapmadım, sadece iyileşmenize yardımcı olabilirim. Yapmanız gereken tek şey plana sadık kalmanız. Size reçeteler yazabilirim ya da istediğiniz her türlü ameliyatı yapabilirim ama benimle birlikte hareket etmezseniz bir yere varamayız. 

   Aslında bir yere varmak o kadar önemli değil. Ne de olsa gece başımı yastığa koyduğumda düşündüğüm son şey siz ve sizin hastalığınız.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Cimriliğin Tek Adresi


Havalimanında asla osurmayın, termal kameralar var.


Genelde bu konular hakkında konuşmayı sevmem. Bence insanların büyük çoğunluğu refah içinde yaşamak istiyorsa zorunlu olarak bir kısım insanı sömürmelidir. Bu değiştirilemez bir çark ve herkesin hatta en sosyalist geçinen insanın bile şu an evinde rahat oturmasını sağlayan bu çarkta istemeden de olsa almış olduğu görevdir. Ama bazen öyle şeyler oluyor ki insanlık onurunu sırf para yada daha az değerli şeyler için yerle bir edenler. İşte o zaman insan banane yahu deyip geçemiyor sanırım. O insan için üzülebiliyor ve utançtan kendi ayak parmakların içe kıvrılabiliyor. Tıpkı "Var Mısın Yok Musun" yarışmasında Türkiye'ye getirilen dünyaca ünlü insanların karşısında programdakilerin kendini rezil ettiği zaman hissettiğin gibi oluyor.







Evet benim sansürüm çok aptalca duruyor farkındayım. Resimdeki arkadaşların çoğu üniversiteli. Bir şirket ile anlaşmalılarmış. Ne kadar para aldıkları konusunda konuşmak istemiyorlardı ama sırtlarında taşıdıkları plaketlerin o kadar ağır olmadığını ve her saat başı mola aldıklarını söylediler. Saturn ki İstiklal Caddesi'ndeki İstiklal Demirören AVM'sinde bulunan bir mağaza, anlamadığım bir şekilde aptalca mı desem, salakça mı desem bir türlü karar veremediğim bir reklam yöntemine başvurmuş. Kocaman plaketleri insanların sırtına eşşek gibi bağlayıp ellerine bir tomar Saturn'deki indirimleri gösteren broşürler verip İstiklal Cadde'sine salmak. Sanırım Saturn'un medya planlamacısı yada halkla ilişkiler uzmanı konusunda sıkıntı var. Bunun ne kadar küçük düşürücü birşey olduğunu idrak edememişler. O insanların onurunu umursamayan Saturn kendi prestijini de sallamıyor galiba. Bu tür reklam girişimleri insanları o mağazaya çekmek yerine bilakis insanları oradan soğutur. 



Dağıttıkları aptal broşür ve başlığın esin kaynağı.

Keşke elimde o etkileyici sosyalist manifestolardan kupleler olsa ve bunları yazarak sizleri daha parlak bir gelecek vaadi ile mücadele etmeye teşvik edebilsem. Ama böyle birşey hem benim hem sizin için zaman kaybı olur. Sistemi değiştiremezsin. Aslında biraz gerçekçi düşünürsek sistem piramadinin en aşağı tabakasından en yukarısına kadar kimse gerçekten mutlu değil. Ne yaptığı işten ne olduğu insandan. Herkesin bir problemi var. Eh hadi o zaman bunu düşünüp morallerinizi yüksek tutun.


5 Mayıs 2011 Perşembe

Sansür

Duştan sonra havluyu omzunuza attığınız zaman gerçek bir romalı gibi hissediyorsanız daha ölmemişsinizdir.

Her sansür hareketi devletin ömrünü elli yıl uzatır. Toplumun dış dünyaya entegre olmasını ne kadar erteleyebiliyorsa o kadar vakit kazanırlar. Ama değişime daha ne kadar direnebilirsin ki? Eninde sonunda yönettiğin toplum senin güdümünde değil de globalleşen ve yek vücut olarak hareket eden bir organizmanın parçası haline gelecek. Değişime direnmek nafile bir çabadır.

Öyleyse devlet neden hala sansür silahını hala kullanıp ölmeden önce son kozlarını oynayan bir hasta gibi davranır? Bunu açıklamak çok zor. Sanırım devleti yöneten kesim devlet ne kadar uzun süre devam ederse o kadar iyidir diye düşünüyor olmalılar. Sansür ile insanları durduramazsın ki? Bu konuda yetkin bilgiye sahip olmayı bırakın sadece internetteki talimatları takip eden bir insan bile tekrar senin yasakladığın bilgi kaynağına ulaşabilecek. İnternet sayesinde kendine ait bir gemin oluyor bilgi dünyasında. Devletin koyduğu sansür ise sadece birkaç ufak fırtına ve dalgadan ibaret gözümde. Sansürle mücadele edenlere tavsiyem biraz beklemeleri olacaktır. Sansür mekanizması çok ileri olabilir ama o ne kadar güçlenirse ona karşı oluşturulan teknikler de aynı oranda gelişecektir.

Bence devlet “değişimi nasıl engelleyebilirim” yerine “değişen dünyada nasıl bir konum almalıyım” diye düşünmeli. Eğer varlığını idame ettirmek istiyorsa değişime ayak uydurmak lazım. Hatta değişmeden kalması imkansız olduğu için bu safhayı da geçip en çabuk nasıl adapte olabilirim diye kafa yorulması gerek. Maalesef devletin kademelerindeki insanların internete yaklaşımları feci derecede eski. Kaan Sezyum'un ulaştırma bakanlığı hakkında
Adamlar internetten sorumlu internete bakıyorlar ama aynı zamanda trene de bakıyorlar” 

diyerek dile getirdiği espritüel yaklaşım resmen 10 sayfalık bu içler acısı durumu mizahi bir dille tek cümlede ifade ediyor.



Son olarak benim de çok ziyaret ettiğim ekşi sözlük adlı sitenin altında yazanların bir kısmını paylaşmak istiyorum:

 ...devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler...devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.”

1 Mayıs 2011 Pazar

My Story


I hate that guy who annoyingly becomes friends with all of your other friends.


   Dublin / Ireland


  Sessiz evimde gözlerimi açıp tavanı inceliyorum. Bahçeden tok bir araba kapısının kapanma sesi geldi. O eski motorların gürültüsü ile de arabanın gittiğini anladım. Sonunda gitmişti. Artık ev bana kalmıştı. Yokluğunda artık eve hakim olucaktım ama yine de onun gidişinin yarattığı bu boşlukta kötü hisseder miyim diye düşünüyordum. 

  Evi gezdim biraz. Tabakta tost ekmeğinin kırıntıları vardı. Uçağa yetişmeden önce birşeyler atıştırmıştı demek. Tabağı kaldırıp mutfağa götürdüm. Kendime birşeyler hazırlamlıydım. Çayı koydum, iki ekmek attım kızartma makinesine. Tam o anda ışıklar yandı beynimde. Hemen havalimanına gitmeliydim.

  O, uçağa binmeden önce. Onu durdurmalıydım.

  Ceketimi kaptım ve çorapsız halde ayakkabılarımı giyip sokağa fırladım. Ceketimin cebinde her zaman cüzdanım, bozukluklarım ve telefonum falan vardır. O yüzden hızlı çıktım hazırlanmadan. Sokakta deli gibi ileri geri giderken bir taksi gördüm ve çılgınca el salladım. Öndümde durdu "Airport please".

  Taksi yola koyuldu. Telefonumdan onun numarasını tuşladım. Açan olmadı, telefonu kapalıydı. Oflayıp puflayarak taksinin tavanını yumrukladım. Taksici kızgınca bana baktı " Apparently you are not in mood today". Birşey demedim. Huzursuzdum gerçekten. 

  Küçük bir havalimanı var Dublin'in. Hemen güvenlikten geçtim. Yanımda bir sürü yabancı bavullar yabancı insanlar vardı yakınları ile vedalaşıyorlardı. EVET işte orada. Pasaport kontrolünden geçiyordu. Hemen o kırmızı şeritlerin altından geçip pasaport kontrolüne yetişmeye çalıştım. Güvenlik beni durdurdu o anda. Biletim olmadan pasaport noktasından geçemezmişim. Onlara durumu anlatmaya çalıştım ama beni dinlemediler.

  En sonunda onu yakalamıştım ama gözlerimin önünde kayboluyordu. Zarif bavulunu sürükleyerek uçağının kalkacağı kapıyı arıyordu gözleri tabelada. Tam o anda son çare " BRIANNN !!"diye bağırdım. beni duydu. Bana doğru baktı. Şaşırmış gözüküyordu. Şaşırmıştı.


"YOUU HAVE MYY KEEEYYYYYYY" diye bağırdım oda arkadaşıma.

29 Nisan 2011 Cuma

Scumbag Steve


Yaşlı insanların mail adreslerinin gizli cevabı genelde "Pizza" olur


    İtiraf etmekl lazım herkesin böyle bir arkadaşı vardır. Borç para ister, borç aldığını unutur. Evinizdeki partide ortalıgı dagıtır, kendi evinde "annemin evi, annemin kuralları". Ev partisine gelir, ucuz altılık bira ve 9 tane tanımadığınız arkadaşı. Bunun gibi pek çok şey işte atsan atılmaz satsan satılmaz bir arkadaştır bu. İnternette ise biz bu arkadaşa Scumbag Steve diyoruz. Fotoğraftaki adam rap müzik yapan bir slob ismi de gerçekten Steve. Bir şekilde fotoğrafı internette bulunuyor ve birileri bu talihsiz fotoyu alıp şahane bir meme'e dönüştürüyor. Scumbag Steve



































Bunlardan sonra bir de benim yaptığım bir Scumbag Steve var. Turkish yaptım bunu adı da Şerefsiz Selim. Fotoğraf internetten bir garibanın.