13 Şubat 2012 Pazartesi

İstanbul'da Yapılacaklar

it's all in how you carry yourself. if you wake up in the morning and think you are a pussy then that's how you are gonna act. wake up with a purpose and you are good to go

way amk. para var araba var istanbulda yapacak bişey mi yok? ben istanbulda olaydım da şimdi keşke galata köprüsünün altında taş olaydım.

1- sirkeci gülhane sultanahmet ve özellikle cağaloğlunun sokakları karış karış gezin. nuruosmaniyede dünyanın en iyi dürümcüsü var bi dürüm yiyin.

2- beyazıt ve lalelinin ara sokaklarında çok güel oteller var gidin lobilerine bir şarap için.

3- kumkapıya gidin bi meyhanede rakı için

4- sultanahmedin arka taraflarına gidin kendinizi portekizde hissedin. marmara cafe de bir nargile için. denize nazır oh miss.

5- süleymaniyenin orada kuru fasülye yiyin.

6- fatihde kadınlar pazarında istanbulda yiyebileceğiniz en güzel kırmızı et yemeğini yiyin.

7- fatih karagümrüğün maçına gidin, çılgın bir taraftar gibi tezahürat yapın

8- eyüp piyerlotiye gidin kafanız dinlensin, kahvaltı yapın.

9- taksime gidin bira için doyuncana çıkışta midye dolması ve ıslak hamburger yiyin

10- taksime gidin melekler kahvesine fal baktırın.

11- taksime gidin yeşilçam sinemasına veya zafer tunaya gidip sanatsal bir film izleyin.

12- taksime gidin bi aslaş barda canlı müzik dinleyin (kız yoksa zor ama)

13- taksimde balkanlarda veya yemek klubunde ucuza doyuncaya yemek yiyin.

14- istiklaldeki sokak çalgıcılarıyla muhabbet kurun

15- istiklalde imam adnan sokak taraflarında travestileri bulun onlara yemek ısmarlayın hayat hikayelerini dinleyin

16- nevizadeye gidin çılgın kalabalıkta sadece için

17- gay bara gidin ilginç bir duygu harbiden gidin.

18- galata köprüsünün orada biranızı elinize alın için, karaköy merdivenlerine gidin oturun için

19- karaköyde sahilde namlı gurmenin orada saat 5 ten sonra bi balık yapan seyar balıkçı vardı. hala varsa oraya gidin. harika balık ypaıyordu. güllüoğlunun tatlısını da yiyebilirsiniz.

20- tophaneye gidin nargile için yazarak bitmeyecek amk. bunun bin yolu var. daha anadayolu yakası var ohohooo zaman ilk akla gelmeyenleri yazayım

21- kireçburnunda leyla ile mecnunun çekildiği yere gidin süper bir yer ora.

22- istinyede ki at binme merkezine gidin at binin çok güzel oluyor.

23- beykozdaki belediye tesisine gidin.

24- şile tarafında göl evleri var orman içinde hele bi gidin.

25- 3. köprünün yapılacağı karadeniz sahilinde o köye gidin daha bozulmadan gidin arkadaş

26- moda da iskele cafe var sahilde, sanırım belediyenin. gidin.

27- fenerbahçede bahçe çay bahçesi vardı. hala varsa gidin.

28- zincirlikuyudaki go kart pistine gidin arabaları iyiydi.

29- balata gidin saatlerce dolaşın. fener rum patrikhanesine gidin.

daha da edemiyorum yaayım. yalnız benim tercihim sultanahmet tarafları olurdu hiç şüphesiz. o arka sokaklar o tarih bizim haketmediğimiz kadar güzeller oralar.

yazan: big bang



10 Şubat 2012 Cuma

Akıllı olun

shit, if she is single, you are fighting against the world, if she is taken you only have to beat one person.
   

      ula anlamıyorum ya ben bu mevzuyu. bir erkek ne ödüyorsa kız da onu ödemeli. atıyorum dışarı mı çıkıldı. yemek yendi erkek ödedi. sonra sinema var kız ödesin abi. mevzuya gelince işte yok ataerkil toplum istemiyoruz yok vik vik. ulan sen de gir o zaman işin içine. dışarı çıkıyoruz. e arkadaş sen de öğrencisin ben de öğrenciyim. ortalama gelirimiz aynı. ailem bana al oğlum kız arkadaşınla yersin diyip fazladan 1 milyar göndermiyor açıkçası. ben artık demelerini de geçtim. yemek yeniyor ödüyorum. kız ben de ödeyim diyor tamam bir sonrakine sen ödersin ödeşiriz diyorum samimiyetimle açık açık. bir sonraki geliyor. e yine ben. ya da ne bilim gidiliyo bi kızla bi yere. oturuluyo. işte vs vs söyleniyo tatlı geliyo. bi çatal al bırak. ulan yemiceksen niye söylüyorsun sen o tatlıyı. senin bi çatal alıp yemiceğin tatlıya ben niye 10 lira veriyorum. sokaktan dilenci çevirir karnını doyururum arkadaş 10 liraya adamın. vallahi bak sinerlendim yine ha. bak abi işte sen de kıza. ben ödeyim derken hiçbir atraksiyona girişmiyorsa (çantadan cüzdanı çıkarma, parayı çıkarma gibi gibi) yol ver gitsin.

metehan01

1 Ocak 2012 Pazar

1 Day of Summer

I do not have a source to attribute this to, but since I'm posting it on the Internet, people will just assume I'm right.


Living in L.A. i went to Boston to visit (went to college there) for a weekend. Was walking down Newbury street talking on the phone when I saw her. We checked each other out for quite a while. I saw her, she saw me. We looked away to pretend we weren't checking each other out. That sort of thing. I was talking on my phone during all this when I finally said to the person on the other line: 'Hey, i gotta run. I'm gonna go talk to a girl'.
 
Went up to her and said: 'I'd ask you out for some coffee but I see you already have a drink' (she was holding a cup). We started chatting and she offered her phone number. It was awesome. I was so nervous going up to her but part of me didn't give a crap because I was leaving the next morning. If she rejected me, it certainly would not have been the first! We hung out later that evening, didn't sleep at all then went to see the sunrise with Dunkin Donuts coffee. She dropped me off to catch my flight the next day back to L.A. I called her as soon as I landed. She came out to visit me 10 days later and we got married 8 months after that day. That's the story in a nutshell. Every time I think about how we met it feels unreal! This kind of stuff doesn't happen! I was lucky that it happened to me

reddit

5 Aralık 2011 Pazartesi

Geçmiş-Gelecek


merhaba ben sokakta bir polis gördüğünde kılıfından sarkan silahı çekip etrafa ateş etmek yönündeki ani dürtü. her insanın böyle bir hayali var sadece sen değilsin.



    Sizce gençlik veya yaşlılık diye birşey var mı? Belki de bu sadece bakış açıları ile şekillenen bir olgu. 55 yaşındaki bir adam kendini görmüş geçirmiş sayar ama 84 yaşındaki biri için o adam hala göreceği günleri olan genç bir insandır. Genel kabul-geçerliliğe bakarsak 20 yaşında olan ben, genç bir insanım. İnsanlar geleceğin nasıl şekilleneceğini bize yani benim yaş grubumdakilere bakarak hayal ediyorlarsa yanılıyorlar. Geleceğin nasıl olacağını bilmek isteyen insanların bakmaları gereken yer başka. Geleceği en iyi  anaokulu öğretmenleri tahmin eder bence. Acaba gelecektekiler bizim neslimize bakıp ne düşünecek? Geçmişteki insanların yaşamını incelediğimizde verem ve tifodan milyonların ölmesini veya bir telgraf sisteminim işletilmesi için gereken çabayı şaşırtıcı buluyoruz. Peki gelecekteki insanlar bu zamana bakıp neyi tuhaf bulucaklar ? Gelecekte yaşayacak insanlar ile ilgili tahmin etmeyi pek beceremesem de  geçmişte insanların kullandıkları metal araçları birbirinin üstüne sürüp öldüklerini öğrenince şok geçirecekler buna eminim.


    Her yaş grubunun zamanı değerlendirmesi ve gelişmelere verdikleri tepkileri çok ilginç buluyorum. 10 basamaklı yaş grubu İran-Twitter ve Arap Bahar-Facebook gibi ilişkilerin doğurduğu gelişmelere "ya ne olacaktı?" türünden yaklaşırken bu yaş grubundan iki üç kat daha fazla yaşamış olan insanlar ise aynı konuya daha "farklı" ve abartılı yaklaşıyorlar. Akademisyenler bu konuya öyle bir ciddiyetle bakıyorlar ki bu tutum yüzünden onların sahip olduğu bilgi birikiminden ve tecrübeden yoksun genç insanların görebildiği noktaları kaçırıyorlar. Yaptıkları çıkarımlar feci ölçüde pesimist olabiliyor veya geleceğin getirebileceği sayısız ihtimalden bihaber sonuçlar oluyor. Dolayısıyla bu insanların gelecek tahminlerini ve çıkarımlarını pek doğru bulmuyorum.


   Yaşça büyük insanların geleceği tahmin ederken çokça yanılmalarının nedeninin geçmişe duydukları özlem olduğunu düşünüyorum. Avrupa ve Amerika ( güney ve kuzey her iki kıta ) kıtalarında yaşanan halk isyanlarını 60'lı yılların hareketlerine benzetmelerine ne demeli? Peki, tamamiyle yanlış bir benzetme denemez ama şimdiki isyanların organize oluşları, sebepleri ve özellikle de HEDEFleri o kadar başka ki 50 yıl öncesinden... 60 neslinin yaptıkları arkasında belli bir ideolojisi olan ve otoriteyi yıkmak isteyen devrimci bir hareket idi. Şimdiki protestocuların ise neyi amaçladıkları pek bilinmiyor. bence onlar bile ne yaptıklarını bilmiyor. OWS hareketini ele alalım. Buradaki insanların istediği adaletli dağılım reformu kendileri tarafından makul bir istek gibi görünebilir ama reel sistemde istedikleri şeyin olması imkansız. OWS insanları eğer illa bir değişiklik  istiyorlarsa düzenin bir parçasına değil düzenin kendisine karşı harekete geçmeliler.


   Konu dağıldı gitti. Yine de kullanmak istediğim görsel için yeteri kadar yazdım diye düşünüyorum.




9 Kasım 2011 Çarşamba

Düşler Ülkesi Kanada

NBA liginde Toronto Raptors takımı var

   Kanada deyince aklımıza ilk gelen soğuk ve uzak bir  ülke olduğudur. Evet gerçekten de Kanada,Türkiye ye çok uzak bir ülkedir. Gerek kültür bakımından gerekse insan ilişkileri bakımından Kanada oldukça farklı bir ülkedir. Kanada isminin kaynağı bir Iroquoian kelimesi olan ve "Köy","yerleşke" ya da "Kulübeler toplulugu"ndan gelir. Toprak  bakımından Rusya'dan sonra dünyanın en geniş ikinci ülkesidir. Ama nufus bakımından 34 milyon ile sınır komşusu ABD'nin yarısı kadar bile yoktur.

  Kanada'nın 2 resmi dili vardır, Ingilizce ve Fransizca. Quebec Kanada'nın fransız  şehridir burada halk fransızca konuşur Quebec dışında Montreal,New Brunswick ve Güney Manitoba'da fransizca konuşan çokluktadır. Kanada'da ingilizce konuşanlar daha  fazladır.  Gerçekte Kanada milleti diye bir millet yoktur, bu  ülkeyi ceşitli  ülkelerden gelen göçmenler oluşturur. Bu yüzden Kanada'da istediğiniz her  ülkenin yemeğini kolaylıkla bulabilirsiniz. Türk yemeklerini de…

   Kanada'nın dünyaca tanınan kişileri ise HIMYM karakteri Robin, Avril Lavigne, Jim Carrey, Pamela Anderson ve Justin Bieber'dir. Ayrıca Türkiye'de  şu anda çok pöpüler olan Blackberry'nin sahibi de kanadalı bir işadamıdır. Kanada'ya her yıl dünya'nın değişik ülkelerinden bir sürü  insan ingilizce  ögrenmeye, çalışmaya veyahut göçmenlik için gelir. Dünyanin değişik  ülkelerinden gelen  ögrenciler,Kanada'nin ekonomisine büyük katkı sağlarlar. Kanada gelirinin büyük bir bölümünü  ülkelerine egitim amaçlı  gelen  ögrencilerden saglar.

   Ülkenin başkenti Ottowa'dır. Kanada-ABD sınırı dünyanın en uzun korunmayan sınırıdır ve ABD ile Kanada devletleri ticaret, ekonomi ve hukuk konusunda birçok alanda işbirliği içindedirler. Kanada 2005 yılında escinsel evlilik iznini yasallaştırdı. Burada her sokakta gay veya lezbiyen görürseniz hic  şaşırmayın :) Ülkenin resmi marşı "Oh Canada" dır. Kanada parlamenter demokrasi ve anayasal monarşi ile yonetilen bir federasyondur. Devlet başkanı ve hükümdarı "Kanada kralicesi" sıfatı ile Kraliçe II.Elizabeth'dir. Yani ingiltere'nin kraliçesi buranında kraliçesidir…ilginç :)

   Kanada hakkında biraz daha bilgi vereyim sizlere; Eger Kanada'da yaşıyorsanız ve Kanada vatandaşıysanız  size bir çok kolaylığı  vardır, örneğin hastaneye gidecekseniz sizden hiçbir  şekilde para almazlar. İlkokul ve lise eğitimi bedavadır. Sadece  üniversite ye belirli bir miktar para verirsiniz ki bu da başka  ülkelerden buraya okumaya gelen ögrencilerin  ödediği paranin yarisi kadar bile yoktur. Eğer işsiz seniz yani işiniz yok ise devlet size her ay belirli bi miktar para  öder.

   Benim yazacaklarım bu kadar arkadaşlar,lutfen herhangi bi soru sormak istiyorsaniz yorum kısmına yazın ben cevaplamaya çalışacağım.

By Omar Vahab

30 Ekim 2011 Pazar

OWS

Aşk acısı insanın kendine yaptığı en büyük artistliktir.

Amerika'da Occupy Wall Street hareketine gösterilen medya ilgisi beni şaşırtıyor. Meğersem özgürlükler ülkesi, polisin vatandaşa dokunamadığı, anayasasında boru gibi 4th Amendment olan Amerika'da da para babalarının ciddi şekilde ayağına basılınca işler değişebiliyormuş

Geçen sene sınıfa english skills dersini veren amerikalı hocaya sormuştum bu işin sonu ne olacak diye. Zira o ara çatışmalar yaygınlaşmıştı ve gündemde(anaakım medyada değil) wall street de protestocu kadına haksız şiddet gösteren bir polis vardı. Peacefull kadının gözüne biber spreyini boşaltmıştı. Bizim hoca police brutality'in Amerika'da nadir görüldüğü ve öyle kolay kolay polisin şiddet uygulamayacağını söylemişti. Polis takip edildi, soruşturma açıldı falan filan. Bu örnekten gerçekten etkilenmiştim ta ki Oakland olaylarına kadar

Şimdi bakıyoruz Oakland City'e. Orası Amerika'nın en güzel şehirlerinden biri. Bir arkadaşım bana orada sokakta uyulunabileciğini ve kimsenin sana zarar vermeyeceği yönünde beni temin etmişti. Sokakları falan çok güzel demişti. Çünkü adamlar zengin. Amerika finansçılarının ev alıp "suburban" hayata geçtikleri yer olan Oakland gerçekten peacefull bir şehir. Gel gör ki Occupy Wall Street'in Oakland ayağında polis aynı bizim Türkiye gibi plastik mermiler ile saldırdı kalabalığa. Sanırım buradaki polis departmanı tamamen bu finansçılardan gelen bağışlarla yürüyor. Bu polisler de çok fena benzetmiş oradaki göstericileri. 

Seamus Collins'in bir fotoğrafını paylaşıcam. şimdiden söyleyeim NSFW yani not safe for work. Bu tür pornografik, şiddet veya iğrençlik linklerin başına nsfw konulur ki adamlar anlasın işteyken açmasın müsait iken açsın. İşte muhteşem plastik mermilerin yaptığı şey. Eğer bu gerçekten plastik mermi olsaydı bu kadar etkili olmazdı.  Aslında plastik mermi dediğimiz şey dışı plastik kaplamalı içinde metal çekirdekler olan mermilerdir . Aklınızın bir köşesinde bulunsun. Plastik mermi sıkıyorlarmış göstericilere o kadar tehlikeli değildir diyerek izlemeyin TV'de olan biteni. Kafanız çalışsın adamlar can havliyle kaçıyor sağa sola o mermileri yediklerinde. 


 Çok tuttum sonuç kısmına geçelim. Bu gösteriler bana hippi barış hareketini andırıyor zaman zaman. Hep bizim dönemimizde neden 60'lar gibi heyecanlı şeyler olmuyor diyordum. Aha şimdi oluyor ve ben ise katılmak yerine  bir blog yazısı yazıyorum. Ama social media üzerinden savaşmakta birşey sayılsın lütfen. Bilgi herşeydir. Bilginin ulaşılabilirliğini aktarımını yaparsan birşeyleri değiştirme imkanın var demektir. Burada yazdığımı okuyan insan şimdi Amerika'da da durumun dünyanın öbür ülkelerine kıyasla pek değişik olmadığını bilecek. 

Umarım OWS Amerika'yı  değiiştirebilir. I am sick of being %99.

24 Eylül 2011 Cumartesi

Güzel Bir Günün Başlangıcı

Asla unutmayacağımız bir ses.


     Sıcak yaz güneşinin kadim şehir istanbul'un tepesinde parladığı günlerden birindeyiz. Taksim Meydanı'ndaki simit sarayında dışarıda oturmuş buz gibi bir ice-tea içerken arkadaşlarımla sohbet ediyorum. Süregiden sohbetimiz ağlama sesleri ile kesiliyior. İki masa önde tek başına oturan bir kızın sessizce hıçkırmaktan tam zamanlı ağlama moduna geçtiğini görüyoruz. Kızı dikkatlice inceliyorum. Üstünde çiçek desenli entari ve masanın altındada kendisine ait olduğunu sandığım bir çanta var. Kızın üstündeki elbiseye bakılırsa doğudan bir yerden olmalı. Yüzünün karateristik özellikleri de bunu doğrular gibi. kalın kaşlar, yeşil gözler ve kavruk bir ten. Güzel bir kız sayılır aslında tabi eğer yüzü gözü kırmızı ter içinde olmasaydı ve ağlamıyor olsaydı. Ağlama seslerini duyan tek meraklı insan grubu biz değiliz. Mekandaki beyaz sakallı bir amca dayanamayıp kalkıyor ve kızın omzuna dokunup duyamayacağım bir seste birşeyler fısılıyor. Kız ağlamayı kesiyor ve korkuyla arkasına dönüyor. Amcanın elini atıyor üstünden ve ayağa kalkıyor. O an kızın neden ağladığına dair kesin bir fikrim oluyor.


      Şişmiş kocaman göbeğini neden görmedim önceden bilmiyorum. Dikkatlice incelememden! kaçmış olmalı. Kız hamile olmasına rağmen çantayı tek eliyle kavrayıp amcayı yolundan itiyor. Koca çantayı sırtlayıp giderken şarr diye altından su akıyor ve kızımız orada donakalıyor. Etrafta benim kadar olayları geç anlayan insanlar yok allahtan. Bir iki teyze kızı kollarından tutup simit sarayına sokuyorlar. Millet ayaklanmış içerde neler oluyor görmeye çalışıyorlar. Kızın attığı çığlıklar içerden teyzelerin yağdırdığı emirleri bastırıyor.


     On beş dakikadır çığlıklar senfonisini dinlerken bir  omuz beni ezip geçiyor. Omzun sahibi olan simit sarayının önündeki kalabalığı yararak ilerleyen takım elbiseli adamı görüyorum. Uzun boyuyla kalabalığın içinden seçmek o kadar zor değil. İnsanları iterek zor da olsa içeri giriyor. Kısa bir süre sonra tek sesli çığlık senfonisine bu sefer başka insanların çığlıkları ekleniyor ve içerden on el silah sesi geliyor. On el biraz abartılı oldu evet. Kaç el ateş edildiğinden emin değilim o sırada korkudan altıma sıçmış olmalıyım. Arkadaş grubum da dahil sarayın önünde toplanan kalabalık bir anda çil yavrusu gibi dağılınca ezilme tehlikesi geçiriyorum ama kendimi toparlıyorum. Kabalık bir anda dağılınca simit sarayı tam görüşe açık. Yerde yatan garson ve teyzeyi görüyorum. Garsonun beyaz üniforması kırmızıya bulanmış olması hayra vesile değil tabi ki


     Mekanın ortasında takım elbiseli adamı elinde silahı ile görüyorum. O anda tezgahın oradan elbisesi parçalanmış kız fırlayıp kapıya koşuyor. Giydiği elbisenin ön tarafı kesik ve vajinasından tomurcuk gibi küçücük kafa ve bir çift küçük el fırlamış halde. Kızın attığı depar yüzünden küçücük beden bir o yana bir bu yana sallanıyor. Kızın bacaklarının bir kısmı çıplak ve kana bulanmış halde olmasına rağmen hızlıca kapıyı savurup dışarı çıkıyor. Takım elbiseli adam da peşinden fırlıyor. Sanırım ömrüm boyunca bilmeyeceğim bir nedenden ötürü tamamen içgüdüsel bir kararla adamın önüne dikiliyorum. Bana çarpınca ikimiz de büyük bir gürültüyle dışarıda duran masanın üstüne düşüyoruz. Adam düşerken çenesini sertçe masanın kenarına vurmuş olmalı ki çenesini tutup inliyor yerde. başımı kaldırıp görüntüden şoke olmuş kalabalığın vajinasından bebek sarkan kıza yol açtığını görüyorum.