5 Mayıs 2013 Pazar

Irak Saldırısı Anıları




Bu anlatacagım olaylar amerikanın bizimkilerin başına çuval geçirmesinden önce oldu. Kerkükde türk ileri karakolunda iletişim subayı olarak çalışıyordum.
Irak o zamanlar cehennem gibi yanıyor. Neyseki syumuuz yıiyeceyğimiz herşeyi sağlamışlar. Ben de arada komutanlarımın isteğine göre rapor yazıyor yolluyorum ankaraya. Günler burada çok uzun geçiyor. Cehnnemvari bir sıcak var ve sanki bu sadece hava değil seni yurtmaya hazırlanan kocaman bir canavar. Ağzını açmış ve o berbat şehir ve çöplük ağız kokusunu hissedebiliyorsun.  Dudakların gözlerin hertarafın kupkuru ve ufacık bir ıyrık bile senin derini tahriş ediyor. Komutanlarımız sürekli su için dese de işe yaramıyor. Sen boğazda turlayan adamı deniz havası solumus adamı buraya getirirsen olacağı bu. İki hafta sonra bayılan ayılanlar aoldu gönderdiler bunları geri. Onlar gidince kalan işleri de biz bölüştürdük. Nöbeti çayı osu busu derken kafayı yiyecek noktaya geldim.

Bazen düşünüyordum. Elimde silah da var sık kafana kurtul işte. Sonra sonra bu deli düşüncemden vazgeçip ne işim varsa o an ona yoğunlaşıyordum. Benim tertip geldi birgün. Görev varmış. Üst düzey komutanları da alıp amerikan karakoluna götürecek orada ıraklı yetkililerin yaptığı toplantıya yetiştirecekmişiz. İyi tamam dedik. Şehir merkezine kadar götürdük adamları. Sonra siktirin gidin asker. Dışarısı sıcak aracın içi ise bildiğin sauna. Çıktım dışarı mecburen. Zaten bunların toplantısı yarım günü bulur. Bu salak ıraklı polislerin bombalı saldırılara karşı aldığı önlemleri anlatması uzun sürer.

Geziyorum sokağı çarşı pazarı. Gölgeden yürümeye çalıışıyorum hep. Ggün ışığının olduğu yerler skeri paltoma değdikçe sanki tavada yanmışım gibi hissediyorum. Bir tane dodurmacı gördüm. Şir yah diye kocaman yazmışlar duvara. Şir ne demek bilmiyorum ama yah soğuk demektir arapçada. Girdim içeri one ice cream please mlease diye derdimi anlatıcam. Baktım adam buyur abi hoşgeldin diye ağır bir doğu aksanı ile konuşmaya başladı. Ulan dedim sen ne güzel konuşuyorsun bir yandan da dondurmayı yerken. Malik ise (malik işte adamın adı) akrabalarının hatayda yaşadığını sık sık türkiyeye gelip gittiğini söyledi. Sultanahmeti falan bir anlatıyor bana vallahi gözümde tüttü istanbul. Bunla sohbet ediyorum ya ben şimdi ama bir yandan da farkediyorum adam yavaş yavaş derin konular açıyor. Askerlik de zordur ağam bilmem ne. Sizin ne çektğpinizi bilirim. Dedim ne biliyorsun anlat hele. Bu malik sonra ikinci işinden bahsetti. Bizim maliksıkı durun bizim malik meğersem aynı zamanda pezevenk malik olarak da biliniyormuş. Bunun arapçasını da sööyleyim. Neyse zaten anlamazsın. Pezevenk malik amerikalılara belçikalılıara almanlara fransızlara kanadaalılara türklere falan yedi milletein askerlerine kadın ayarlıyormuş. Dedim malik efendi iyi tamam anlatıyorsun bunları ama ya ben gidip komutanlarıma söylesem bunu ? senin ananı sikip bırakmazlar mı dedim. Yok dedi meğerse benim komutanlar da onun  müşterisiymiş. Dedim allah canını almasın ne işler dönüyor lan burada. Sonra malik iyice samimi oldu. Abi istersen yeni bir mal var. Gel istersen ? 8 aydır yengeniz elizabeth ile sürdürdüğüm düzeyli ilişki sonucu abazanlığım zaten sıcaktan amcıklamaya başlamış beynime vurdu. Gidelim lan malik.

Bunun dükkandan çıkıp ara sokaklara daldık. 5 10 dakika sonra vardık bir tahta kapıya. Malik buna 3 5 kez vurdu. Kapı açıldı. Malik ile ben içeri girdik. Evin pencerelieri sımsıkı örtülmüş içerisi kapkaranlık. Sonra malik efendi ışığı açtı. Gözüm kamaştı bir an. Sonra oturduk malik ile oradaki anası sikilmiş koltuğa pazarlık ettik. Malik türkleri severmiş. Bana da kıyak geçti. Dedi senin için 25 dolar. Bak herkese 50 dolar sana 25. Türkiyeyi sevdiğim için o da. Dedim malik eyvallah sağol. Uzattım buna 30 dolar. Dedim iyisinden olsun. Malik başladı kadını övmeye yok böyle güzel şöyle güzel. Biraz kilolu ama herkes deli oluyor bu kadına dedi. İyice meraklandım. Sonra havlu paçavrası gibi duran meğerse kapı olan şeyi açtı beni odaya soktu. Odada bir yatak var bir de kocaman bir çarşaf dağı. Sonra kapıyı kapattı bu.

Ben soyunup kadını bekleyim dedim. Soyundum herseyi. Oturdum çarşaf yığının üstüne. Oturmam ile kalkmam bir oldu. Asker olmasak rpg gerçek kurşunlar gece baskınları ile eğitilmemiş olmasam kız gibi çığlığı basıcaktım vallah. Meğerse çarşaf yığını dediğim kerkük jabbası kocaman şişko bir hatunmusş. Zaten sıcak dioyrdum size evin içi. Bir de bu karı yatağın yorganın altına girmiş terlemiş tostoparlak olmuş terden. Çarşafı açınca yemin ediyorum 40 bin yıllık mezopotamyadan beri biriken küfün ve ter in karışımı bir koku odayı bastı. Nasıl iğreniyorum nasıl iğreniyorum anlatamam. Bir yandan da malik e küfrediyorum bir yandan tezkereye küfrediyorum bir yandan buraya gelen talihsizliğme küfrediyordum. Kadın diyemeyeceğim bu bataklık yaratığı açtı iki bacağını derin mi derin kuytu kapkaranlık bir yeri gösterdi ve beklemeye koyuldu. Ben de sırat köprüsünden geçecek kadar sinir birikmiş. Allah kahretsin inceldiği yerden kopsun dedim. Küçük osman korkudan sinmiş götüme geri kaçmış. Onu sokamıyorum e bari önce ben bu deliği bulayım. Lap diye kolumu daldırdım. Kolum çıplak ten ve ter arasında vujıpppp diye kayarak kayboldu. Omzuma kadar kadının içinde buldum kendimi. Dedim bari o zaman diğer elimi de sokayım. O da girdi rahatça. Sonra gözlerimi kapadım. Nefesimi tuttum ve bu sefer başımı soktum. Kaygan pis ama geniş bir yere gelmiştim. Omzum ellerim ve başım kadının içindeydi. Askerlik sırasında yaptığım karın kasları işe yaradı en sonunda gövdemi bacaklarımı da aldım içeri. Artık kadını kontrol edebiliyordum. Ayağa kalktım. Sanki dünya benle ayağa kalkmış gibi oldu. Çıktım odadan kapıdan sığmayacağımı bildiğim halde. Bir baktım kerpiç duvar da benimle birlikte çıkmış odadan yuh. Ama zaten orada kerpici bırak titanyum olsa bu kadının cüssesi karşısında ezilirdi. Malik orada koltuğa yayılmş tesbih çekiyor. Duymadı beni pezevenk. Tuttum bunu fırlattım pencereden. Adam uçtu karşı evin duvarına pat diye yere düştü. Dışarı çıktım. Kadının gözlerini de kullanabiliyordum. Dışardaki zavallı yerel halk daha önce hiç böyle birşey görmemiş. Resmen yokedici deccal gibi ortalıkta geziyor arabaları kaldırıp havaya atıyordum. Çok geçmeden amerikalılar geldi. Hummer lar helikopterler m3 ler. Pozisyon aldılar ve tatata ateşe başladılar. Kurşunlar dış zırhımdan kayıp sekiyordu bana birşey olmuyordu. Hızımı aldım koştum koştum bu hummer a bir tekmeyi koydum. Hummer büyük bir sarsıntıyla havaya uçtu uçtu güm diye helikoptere girdi. Askerlerin altına sıçtığını görüyordum. Daha yoğun ateş etmeye başladılar. Artık kurşunların hepsi sekmiyordu bazısı kadının içine geçip gidiyordu. Allahtan cüssesi inanılmaz büyük kurşunlar beni hedef alamıyor. Bir de kendimi göbek kısmında konumladığım için oradaki zırh çok iyi bir şekilde beni koruyor. Daha fazla burada kalamayacağımı anladım. Zaten AR Pİ Cİİİİİ diye böğüren amerikalı askeri duyunca yolun sonunun geldini anlamıştım. Havaya zıpladım. Bu arada kendimi kadının götünden sıçtırtırarak tekrar dünyaya geldim. Terkedilmi sokağın tekine düştüm. Ben düşerken o askerin attığı rpg kadına çok güzel isabet etmiş ve havada vurmuştu. Her tarafa bok iç organları ceset parçaları düştü. Ben zaten kadının içinde onlardan nasibimi aldığım için alışıktım. Ama askerler şok geçirmişti. Bütün bağdat caddesi boydan boya kan bok ve bağırsak oldu. Ben malikin evine geri gidip üstlerimi giydim ve araca döndüm. zaten komutanlarım falan hiçbiri yüzüme bakmadı gelirken. Üsse geri götürdüm onları sonra karakola gidip duş aldım. Duş alırken de bir daha ayaküstü kadın pazarlamasına karışmayacağım diye üstüste yemin ettim. Bu olaydan sona 3 hafta osman benle konuşmadı. 

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Lise Hatirasi




Burak i liseden taniyordum. Lise 2 de ayni sirada yolumuz kesisti. Surekli babasinin zenginligi ile ovunen bir cocuktu. Bu eksik ozelligine ragmen etrafinda bircok arkadasi vardi. Uzun boylu, zenginler gibi semiz olan bu cocugun tombul surtainda kendini begenmis o ifade ile bahcede gezdigi gunleri hatirlarim.

Lise hepimizin hatirlamasindan cok daha kisa surede bitti ve burak ile vedalastik. Ben bilgi universitesine burslu gittim. O ise cok prestijli ozel universite koc universitesine gitti. Birbirimizi tekrar gorecegim hic aklima gelmedi. Zaten liseden arkadaslarimla pek temasda bulunmazdim. Facebook tan beni ekledi. Ben de Kabul ettim. Burak ile konusmaya basladim. Nasilsin ne yaptin. Tum o siradan muhabbetler. Ben trt 1 icin calisan bir produksiyon sirketinde kameramanlik yapiyordum. Burak ise kendi tasimacilik sirketini acmis. Bana soyledigine gore 3 gemisi varmis ve bunlarla afrika ulkeleri, cin ve arap emirlikleri arasinda hammadde tasimacilik isini yapiyormus. Sevindim arkadasim icin. Hali vakti yerindeymis cok sukur.

Ne yazikki liseden kalma kibri gene kendini gosterdi ve iyice hava atmaya basladi bana. Laf arasinda tekirdagda bir kulubesi oldugunu, haftasonu ava gideceigini soyledi. Benim de gelmemi istiyormus. Biraz dag havasi guzel olurdu benim icin de ama ne yalan soyleyim burak a biraz gicik olmustum. Su anda isyerinde cok fena bir projemiz oldugunu ve  uzulerek gelemeyecegimi soyledim. Kac yildir konusmamisiz birsey yapmamasiz. Hem lisedeyken de o kadar yakin arkadas degildik. Bu kadar israrci olmasina anlam veremiyordum Burak in. Boyle geziler hayatta bir kere olurmus. Tum yol masraflarini o karsilayacakmis cebinden. Sanki bir lutuf yapiyormus gibi. Iyice kizmaya baslamistim ama benimkisi pasif agresif bir kizginlik. Tekrar ve tekrar burak in davetini reddettikten sonra bir firsatini bulup telefonu kapattim. 15 saniye sonra burak ile yaptigimiz konusmayi aklimdan cikarttim.

1 hafta sonra ise yazihanede kahvalti yapip cayimi icerken burakin fotograflarini tum gazetelerde gorunce nasil sok oldugumu tahmin edersiniz. Gazeteler, kelepceli fotograflari, iki sivil polisin eslik ettigi burak in yakin arkadasini tekirdagdaki kulubesinde canice katlettigini yaziyordu. Polis, kurbanin yakin cevresinde yaptigi sorgulamardan sonra buraka ulasmis ve burak herseyi itiraf etmisti. Bu da yetmezmis gibi adamin gunluk tuttugu da ortaya cikti. mansetleri butun hafta o gunlukten alintilar susledi. Megerse bu cinayeti cok onceden bir  arkadasi ile birlikte planliyorlarmis. Kulubesine pek cok kisiyi davet etmis! Ama kimse gelmeyince plani yaptiklari arkadasi ile gitmis.. ve sonucunu biliyorsunuz. 

16 Şubat 2013 Cumartesi

Memento Mori Ölümü Hatırla

Britanya sanayi devriminin yükselişi ve Britanya İmparatorluğu'nun zirvesi olarak kabul edilen eski Victoria devrinde yasayan insanlar ölülerini gommeden once onlarla fotograf cektirirlermis. modern tibbin gelismedigi zamanlar oldugu icin cocuk ölümlerine sıklıkla rastlanirdi. bu yuzden fotograflarin cogu cocuklara ait. aile, ölmüş cocuklarinin hayatlarinda yer kapladigina dair son bir isaret olarak fotoğraf çeker ve genelde çocukları onların en sevdiği eşyalarla gömermiş.

eski devrin insanlarının ölüme yaklaşımının bizimkinden çok daha cesur olduğunu kabul etmek lazım. bizler ölüden kaçarken onlar ise son fotoğrafı çekecek kadar yaklaşabiliyorlar.

beni bu fotoğraflar içinde en çok ürkütenleri hangisinin ölü hangisini canlı oldugunu ayırt edemediklerim.

















aramızda bu adeti hala yaşatanlar var tabi


12 Şubat 2013 Salı

Akcigerimizdeki Goriller


radyoloji uzmanlari arasinda yapilan testte radyolojistlerin 83% unun fotograftaki gorilin farkinda olmadiklari tespit edilmis. peki bu insanlari endiselendirmeli mi ? hem evet hem de hayir bu sorunun cevabi. beynimizde adaptif korluk denen bir reflex var. dusunun bir yolda arabayi surerken gordugumuz her farkli insana, arac plakalarina, yol ikaz isaretlerine dikkatimizi veriyor olsaydik buyuk ihtimalle kafayi yerdik. bunun gibi seylerin olmasini beynimizdeki adaptif korluk sayesindedir ve bu cok yararli birsey.

ayrica bir akciger tomografisine baktigimizda aradigimiz sey tumor veya organ bozukluklaridir. kimse bu fotografa bakip da bir goril aramaz. bu yuzden dikkati cekmez orada sap gibi duran goril.

kaynak: NPR ve Reddit ayrica Wikipedia.

http://en.wikipedia.org/wiki/Inattentional_blindness
http://www.npr.org/blogs/health/2013/02/11/171409656/why-even-radiologists-can-miss-a-gorilla-hiding-in-plain-sight
http://www.reddit.com/r/science/comments/18bgb6/83_of_radiologists_didnt_see_the_invisible/


bu fotograftaki tembel hayvani kac kisi gordu ?

18 Ocak 2013 Cuma

Hollywood - Neydim Ne Oldum




Çok güzel derler hep ama bence biraz ürkütücü. Sanki hiç göz kırpmıyor.



tenenbaum



Leo iyi yaşlandı. 



Natalie nin büyüyünce güzel olacağı belliydi.



Scarlett - Kızıl ajan avengers 2'de de olacak.



Elıjah Wood'un yeni dizisi Wilfred'i kesinlikle izleyin. Çıtır bir dizi.



Lindsay Lohan uyuşturucu batağında fotoğraflarından bıktım. Mean Girls halini seviyorum.



Başka bir güzel yaşlanan



Nedense hep kulakları ilgimi çekiyor with her spoon



Harika bir dönüşüm. Cruise bence Nicole Kidman'dan sonra dünyada yüzü en simetrik olan insan.



Milliyet gazetesinin uyuşturucu propagandası fotoğraflarından başka bu.



En sevdiğim aktrislerden. Donnie Darko'daki halini seviyorum.



Tuhaf



Hayır arkadaşlar. Çocukken kanser değildi fotoğraf tuhaf sadece.



Karizma



Yıllanmış nescafe gibi. Gittikçe koyulaşıyor



1967 doğumluymuş ben baktım merak etmeyin



Zaten yakışıklı olacağı tahmin ediliyordu ama bu kadar da değil.



Jodie Foster ne hetero ne homo. Ne de bi. Ödül konuşmasından sonra kafam bayağı karıştı.



16 yaşındayken operasyonla burnunu küçültmüş ama hazır oradayken gülümsemesini de aldırmış.



Hollywood Hollywood dedik bu adamı koymazsak olmazdı. Tim Burton'ın bodrumunda geçirdiği süre de solmuş biraz coni dep.



Niye koydum bu resmi ben de bilmiyorum. Seversiniz diye belki.



Bir Keanu Reeves bir de Kevin Bacon. Adamlar yaşlanmıyor. Bu ekolün ülkemizdeki temsilcileri Hakan Peker ve Tolga abi.



Muhteşem



Full House bir ara KanalD'de mi vardı ?


Veee şimdi de en iyi değişen erkek ünlümüzde sıra. Değişmek mi ? hayır değişmek değil pardon evrim geçirmek denebilir. Adam Levine' in işi var lan galada demiştim.

Karşınızda...








Veee ünlü değişimi kadın ödülü de şarkı söyleyen konserler veren hip bir dizi oyuncusu. Onu ilk defa bir noel filminde görmüştük. Geçirdiği evrim inanılmaz.







Taylor Momsen


Feel free to comment. Fotoğraflar http://areimages.tumblr.com/ sitesinden alındı. Bir dahaki sefere Christian Bale' in Terminatör 3 çekimleri sırasında set elemanına patlaması olayını yazıcam. Alın size bir sneak peak.




28 Mayıs 2012 Pazartesi

Destansı King Landing's Kuşatması Müziği



Game of Thrones...Nereden başlamak gerek bilmiyorum bu bölümü anlatmaya. Özlemle beklenilen epik bir savaş, karakterlerin kuşatma altındaki psikolojileri, kaos ve tabi ki ölüm. Bu bölüm için hiçbir spoiler vermiyorum. Sadece bölüm sonunda çalan muhteşem şarkıyı paylaşıyorum ve daha bu bölümü izlememiş olanlara derhal izlemelerini salık veriyorum.

Şarkının arkaplan bilgisi. Lord Tywin daha bebeykene Lannister bölgesinde iki tane lord varmış. Bu iki güçlü lord, Tytos Lannister a siktiri çekmiş. Birisi Tarbeck diğeri Reyne House of Castamere. Tywin Lannister babasının bu durumunu içine sindirememiş ve orduyu toplayıp bu iki lordun kaleleleri zapt eyleyip kaleleri yıkmış bu iki hanedandan kimseyi sağ komamış. Bu şarkı da Lannister'lara düşman olanlara bir uyarı olarak dilden dile dolaşmış gitmiş.

Hear me Roar !

22 Mayıs 2012 Salı

Hugh Laurie




Hikaye, Oxford'da iskoç kökenli bir ailenin son üyesi Hugh Calm James Laurie ile başlıyor. İskoç kökenli aktör Hiçbir zaman ilk ismi James'i kullanmadı. İlk kez 9 yaşında küçük bir okul piyesinde rol alan bu çocuk büyüdüğünde Amerika'nın en çok kazanan(bölüm başı 400.000 dolar) televizyon oyuncusu olucaktı ve oynadığı dizi de Amerika'da en çok izlenen draması olacaktı. Ekranların dahi doktoru Gregory House'u canlandıran ödüllü televizyon oyuncusu aynı zamanda bir komedyen, başarılı bir müzisyen, olimpiyatlarda madalyon almış bir sporcu, bir yönetmen, roman yazarı, Lo'real'in reklam yüzü, Britanya İmparatorluğu Subaylık Nişanı sahibi çok yönlü çok yetenekli bir insan. Bu kadar çok çok yönlülüğün, inceliğin ve başarının vücut bulduğu Laurie'nin hayatına bir göz atalım

Hugh Laurie İngiltere Oxford'da 1959'da doğdu. Orta halli dört çocuklu ailenin en küçüğüydü. “ Çocukken çok şımartıldığımı hatırlamıyorum hiç, ama kardeşlerim bunun tam tersini söyleyebilir”. Hugh ile annesinin arası hiçbir zaman iyi olmadı, bu durum çocukluğuna kadar uzanan garip birşeydi “ O günler, bilmediğim bir nedenden dolayı annemin beni gerçekten sevmediği hissine kapılırdım”, “ Annem benim evliliğimi hiçbir zaman onaylamadı. Çocuğumun doğumunda da beni soğuk karşıladı”. “ Annemle olan ilişkimin doğasını hala çözebilmiş değilim. Ablalarıma kalırsa onun, benden çok büyük bir beklentisi vardı ve ben her zaman onun altın çocuğuydum. Ama o duygularını belli etmeyen bir jenerasyondan geldiği için başarılarım onu mutlu etse de bunu göstermiyordu sanırım.” ( Oyuncu'nun annesi Patricia, Laurie 29 yaşında iken öldü).

Hugh ilköğrenemini Dragon'da lise eğitimini ise Eton'da yaptı. “ Ben bir bakıma tek çocuk gibiydim, yalnız. Yaşça bana en yakın ablam benden 6 yaş büyük. Garip ve sinir bozucu bir çocuktum. Fransızcada kopya çektim, tuvalette sigara içiyordum, okuldan gelen mektuplar hiç hayırlı değildi ve tembeldim. Hep yalan söylerdim. Ama iyi bir ailede büyüdüğümün farkındayım ve bu yüzden Stephen Fry'ın dramatik hapishane geçmişini çok kıskanıyorum.”. Motorsiklete olan tutkusu lise çağlarında başladı. 16 yaşında ilk motorsikletini babası ona doğumgünü hediyesi olarak aldı. Aynı yıl içinde Yamaha marka ilk gitarını da aldı. Tam o yaşlarda Laurie kariyerini HongKong'da polis olarak düşündü fakat bu yolda somut adımlar atmadan önce neyse ki bu fikrinden vazgeçti. “ Aslında bugün o işi yapamadığıma üzülüyorum. Oraya giden arkadaşlarım otuzbeşten sonra tam takım emekli oldular”. Laurie'nin annesi ile arası iyi değildi ama babasını çok severdi. Babası, Laurie'nin House M.D. adlı dizide canlandırdığı doktor Gregory House karakteri ile aynı mesleği yapıyordu. Aktör, sırf babasının yaptığı mesleği yaparmış gibi yaparak ondan kat kat daha fazla para kazandığı için çok hafif de olsa bir vicdan azabı çekiyor. “Babam, çok iyi bir insandı, ben Amerika'da iken öldü. Hasta olduğunu biliyordum. Yanına gitmeden önce o son konuşmayı yapmamak üzere bilinçli bir karar verdim, o son konuşmayı yapmadık. Onun burada hala bitirilmemiş meselelerinin olmasını istemiştim. Sanırım ölümünü bu şekilde geciktirebileceğimi sanıyordum. Şimdi bunu yaptığıma pişmanım ama muhtemelen yine olsa yine aynı şeyi yapardım. ”

Ailemi özlüyor muyum? Evet ama ilginç ki onların yanımda olmalarını özlemiyorum çünkü çok uzun zamandır onlardan ayrıydım. Erken yaşta yatılı okula gittim, o yaşta evi öyle bırakınca hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ama özlediğim şey onların orada olduğunu bilme hissi.”




Üniversite yılları ve Footlight

Eton'u bitirdikten sonra babasının izinden yol alıp olimpiyatlarda yarışmak için 1979'da cambridge Üniversitesi'ne gitti. “ Arkeoloji ve antropoloji okudum ama hiçbirşey anlamadım. Oraya kürek çekmeye gitmiştim. Kendimi olimpiyatlarda hayal ediyordum.” . 1977'de kürekte İngiltere Gençler şampiyonu ve aynı yıl içinde kürekte dünya dördüncüsü oldu. Laurie bu başarılarının devamını getiremedi çünkü sporculuk kariyeri bir sağlık problemi(mononucleosis) yüzünden son buldu.

Cambridge'de antroppoloji okumak sıradışı Laurie için epey sıradan birşeydi, o çok daha ilginç bir şey arıyordu. Cambridge'deki drama kulübü Footlight'a üye oldu. Footlight, Cambridge'in ünlü drama ve tiyatro kulübüydü ve Sacha Baron Chone ve Douglas Adams gibi ünlülerin çıktığı bir yerdi. Genç oyuncu en başta orada bulunan Emma Thompson'ın ilgisini çekti. İkili detayı pek bilinmeyen kısa bir beraberlik yaşadı ama sonra ayrıldılar. Emma'nın komedyenin hayatına en büyük katkısı daha sonra Laurie'nin hayatında önemli bir yer edinecek olan en iyi arkadaşı, birlikte İngiltere'nin en sevilen komedi şovlarından birini yapacağı, Laurie'nin 3 çocuğunun vekil babası olacağı Stephen Fry ile tanıştırmasıydı.




Fry ve Laurie

Footlight ekibi 1981'de Edinburgh Fringe Festivalinde Perrier Reward ödülü aldı. Ekibin başını çeken Fry ve Laurie'nin bu başarıdan sonra ilk kaptıkları dizi Alfresco idi ama pek başarılı olamadılar çünkü o zamanlar komedi programları altın çağını yaşıyordu ve bir çok rakipleri vardı. Fakat daha sonra Rowan Atkinson ile rol aldığı “Blackadder” dizisiyle aktör ilk defa büyük bir televizyon deneyimi yaşadı. İngiltere'de herkes Laurie'yi Blackadder ile tanıdı, pek şapşal Wellington Dükü Prens George.

1987'de ise efsanevi komedi programı “A Bit Of Fry & Laurie” başladı. Bu program Blackadder'dan sonra BBC'nin bu ikiliye başka bir fırsat vermesiyle mümkün olabildi. Fry ve Laurie bu programı yazmak için 1 aylığına Yunanistan adalarına inzivaya çekildiler. Orjinallik konusunda takıntılı olan ikilinin bu programı büyük bir başarıya imza attı ve pek çok kesim tarafından tutuldu. skeç komedide apayrı bir sınıf olan A Bit Of Fry And Laurie kendinden önceki programlara benzemiyordu. İçinde müzik ve şiddetin harmanlandığı inanılmaz komik skeçleri vardı. Stephen Fry 30 yıldan daha fazla arkadaşı olduğu Laurie'den şöyle söz ediyor: “ Kariyerim açısından ve duygusal açıdan başıma gelebilecek en iyi şey onunla tanışmaktı. Kesinlikle benim en iyi arkadaşım. İnsanlar bana rönesans adamı derler ama asıl rönesans adamı hugh, ben değilim. Doğal bir atlet, yetenekli bir müzisyen, algısal bir zekası ve doğal bir karizması var. Bazen arkadaşlığımızda baskın sesin ben olduğunu düşünürdüm ama bizimkisi hep bir eşitlikti ve birbirimizi hiç kıskanmadık. ”. 1995'te ikilinin programı sona erdi ama Hugh Laurie ve Stephen Fry bu sefer de televizyonun en çok izlendiği vakitlerde yayınlanan tv serisi Jeeves and Wooster'da oynamaya başladılar. 4 sezon süren bu dizide Hugh Laurie'nin canlandırdığı Bertie Wooster karakteri İngiltere'de şu anda da bilinen bir karakter.

İngiltere'den Hollywood'a Uzanış ve Depresyon Yılları

Laurie kendisinden yaşça genç olan bir tiyatro salonu yöneticisi Jo Greene ile Londra'nın kuzeyinde Camden'de 1989 yılında evlendi. Evlilikleri pek çok yıpranmadan geçti. 1998'de Avustralya'da The Place Of Lions çekimlerinde yönetmen Audrey Cooke ile Hugh yasak bir ilişki yaşadılar ve bu ilişki basına sızdı. Eşini sevdiği her halinden belli olan Hugh'un böyle bir şey yapması yanlış da olsa 3 çocuk babası Hugh'un hala taşıdığı suçluluk duygusu kayda değer. “Bu konuda konuşmak kimsenin yararına olmayacak o halde en iyisi bunun hakkında hiç konuşmamak. Bu olayların basına yansıması bir nevi katalizördü, olayı anlatmaktan çok gidişatı etkiledi. Burada 'zavallı ben' demeyeceğim. Hepsi tamamiyle benim suçumdu. Olanlar karşısında şok oldum. Acı. Herkese acı çektirmiştim.”. Hugh bu konuda başka yorum yapmasa da yakın arkadaşlarına göre çift, bu olaydan sonra evlilklerini etkili bir şekilde tekrar inşa etti.



Ünlü oyuncu 1996'dan beri gençliğinde de etkilenmiş olduğu ama sivrilmemiş ruhsal bir depresyonun şiddetli belirtilerini yaşamaya başladı. “ Bir gün tam önümde iki araç çarpıştı ve yanmaya başladı. Ben ise sıkılmıştım. Düşündüm, hayır bu doğru olamaz yardım almalıyım, birilerine konuşmalıyım. Psikiyatristlere gittim” . Aktör klinik depresyonda da olsa boş duramadı, Stuart Little ve 101 Dalmatians gibi amerikan aile filmlerinde oynadı ve tedavisi ile birlikte Hollywood'da kendini tekrar keşfetti.

Yaşadığı ruhsal sıkıntı hakkında konuşmaktan çekinen aktör şikayet edebileceği bir şeyin olmadığının farkında “ Belki de benim problemim bu, hayatımda mücadele verdiğim bir şey var mıydı ? Tutkum neydi ? Amacım neydi ? Çocuklarım var benim amacım onlar. Bunun için onlara sonsuz minnettarım. Beni başka şeyler düşünmekten alıkoyuyorlar. ” . Aktörün büyük kızı Rebecca pazarlamacılıkta staj yapıyor ve diğer iki oğlu Charlie ve Bill de Edinburgh ve Bristol üniversitelerinde. “ Arsenal kazanınca mutlu oluyorlar. Ama eğer maçı kaybederse depresyona giriyorlar. Akşam evde çizburger varsa mutlu yoksa mutsuz oluyorlar. Onların hayatında bu tür şeylerin önemi büyük.” . Üç gencin de vekil babası ingiliz komedyenin en yakın arkadaşı Stephen Fry.

House M.D.

Bu sırada Amerika'da House M.D. adlı dizinin yapımcısı olan Bryan Singer dizide başrol Gregory House'u oynayacak bir oyuncu bulamıyordu. Rob Morrow, Patrick Dempsey ( Grey's Anatomy ) gibi aktörler rol için düşünüldü ama Singer onları yeterli bulmadı. Laurie'nin Namibia'da bir tuvalatte çektiği kaseti görene kadar da doktor Gregory House için kesinlikle amerikalı olmayan bir aktör düşünmüyordu. “ Kaseti banyoda çektim çünkü yeteri ışık sadece orada vardı.” Laurie kasette o kadar iyi rol o kadar iyi bir amerikan aksanı yapmışti ki Singer bile onun amerikalı olmadığını anlamamıştı. Laurie amerikan aksanı için “ fazla dizi ve film seyretmekle boşa harcanmış bir gençlik” diyor. O yıllar Laurie'nin depresyonda olması bir bakıma aktörün işini kolaylaştırdı denebilir. Canlandırdığı karakter Gregory House depresfi görünümlü, karanlık bir karakterdi.

Senaryo Laurie'ye ilk geldiği zaman House'un başrol olduğunu anlamamıştı. Temiz yüzlü yakışıklı Wilson'ın başrol, House'un ise bir nevi yardımcı “sidekick” oldugunu sanıyordu “ House gibi bir karakterin şovun yıldızı olabileceğine hiç ihtimal vermemiştim” ki çok anlaşılabilir bir durum çünkü dizi projesi daha adlandırılmamıştı. Laurie dizinin batacağından o kadar emindi ki Los Angeles'ta ev kiralamadı. “ Dizidekiler ev kirası sözleşmesi imzalarken ben onlara ' Siz delisiniz ancak bir ay yayında kalırız' diyordum. Otelde yaşadım, bavulumu bile açmamıştım. Aslında bu benim pesimistliğimin bir sonucu. Eğer bir şey iyi gidiyor ise bir şekilde hemen bitiverecekmiş gibi hissediyorum”. Laurie dizinin ilk yıllarında yoğum tempoyu kaldırmakta zorlanıyordu. Her bir bölümü 40 dakika olan dizinin iş yükü özellikle de her saniyesinde ekranda olan başrol için çok büyüktü “ House'un ilk zamanlarında bazen kafayı yiyecek gibi oluyordum. Çok zor bir işti ve bazen bunu durdurmak için herşeyi yapacak bir noktaya geliyordum. Neyse ki kahve çok iyi. Tam bir kahve hastasıyım, bir kere Propper Coffe'yi denedin mi geri dönüşü yok.”

2004 yılında başlayan House M.D. dizisi amerikan dizi tarihinin en başarılı dizilerinden biri oldu. 8 yıldır devam eden dizi 66 ülkede 81 milyondan fazla insan trafından izlenerek Guiness rekorlar kitabına girdi. Dizinin bazı bölümlerinde yönetmen koltuğunda Hugh Laurie oturdu. 2 Screen Actors Guild ödülü, 2 Altın Küre ve bir çok Emmy ödül adaylığı alan dizinin bu sezon final yapması kesinleşti. Laurie sayılı ömrü kalan House M.D. dizisine adanmış bir ömür hakkında “ Sanırım ben her zaman şu an dayapmadığı şeyi yapmak isteyen biriyim. Hep şu an yaptığımdan farklı bir şey yapmayı istiyorum. Çok usandırıcı olduğunun farkındayım” diyor.

Dizinin başarısı tavana vurunca Laurie'nin hayatında pek fazla Bir şey değiştirmedi “ 6'da işe gidiyorum 10'da eve dönüyorum. Eve geldiğimde de TiVo'ya kaydettiğim American Choppers izlerken soğuk spagetti yiyip uyuyorum. Zamanım varken eve(İngiltere) gidip köpeğimi gezdiriyor, piyano çalıyorum.” 

 

Günlük yazmaya başladım ama kendi günlüğümden o kadar sıkıldım ki uydurmaya başladım”. Laurie'nin Cambridge'de üniversite zamanlarında yazmaya başladığı “The Gunseller” adlı kitap böyle doğdu. Kendisi ayırca “Band from TV” adlı grupta piyano çalıyor. Piyanonun yanında davul, mızıka ve saksafonda çalabiliyor. 2011'in başlarında çıkan Blues albümü “Let Them Talk” Hugh'un en çok övündüğü başarısı. Müzisyen ilk defa çocukluğunda abisi ile arabadayken radyoda Blues çalmış ve bu müziğe vurulmuş “ Her şey biraz puslu aslında. Abim arabayı sürüyordu. 13 yaşındaydı o sırada, o halde altımızdaki arabayı kaçırmıştık. Ben de o sıra 11 veya 12 yaşındaydım galiba. Sanırım çalan şarkı Willie Dixon'dan 'Can't Quit You Baby' idi.” .

Din konusunda “ Hiçbir zaman dindar olmadım, bu aslında babamla ilgili. babam ben onun tıbba olan adanmışlığından etkilenirdim. Ben bilime inanıyorum. Gerçek olgular. Bilinen ve bilebilceğimiz şeyler yeteri kadar ilginç.”

Dizinin bitmesine sayılı bölümler kala dizinin yaratıcısı David Shore “ House için mutlu bir son düşünmüyorum. House, atını günbatımın sürüp mutlu bir sona varmayacak. Hayır bu kesinlikle yarattığımız karaktere ters düşen bir son olurdu.” diyerek dizinin hayranlarına küçük de olsa bir ipucu veriyor. Laurie ise gelecekte yapacağı projeler hakkında daha ketum, acaba İngiltere'ye dönecek mi? “ dürüst olmak gerekirse takvim tutmuyorum. 'Ağustos ayı yapılacaklar listesi: Polonya'nın işgali'. Hayır benim tek tutkum bir sonraki hikaye, bir sonraki proje ve bunu nasıl başaracağım.”

Kutu: Stephen Fry 1957 doğumlu ingiliz aktör, yönetmen, yazar, oyun yazarı, şair, gazeteci, komedyen, radyocu, senarist ve sunucu. QI adlı müzakere programını sundu, İngiltere'nin en tanınan entelektüellerinden. Şu an televizyon kariyerine devam ediyor.

Kutu: Emma Thompson 1959 doğumlu ingiliz aktör, en bilinen filmleri Harry Potter, Sense and Sensibilty ve Love Actually. Bafta ve Oscar ödüllü oyuncu sinema kariyerine devam ediyor.



Kaynaklar:

İnside The Actor's Studio: 12. sezon 18. bölüm (31 Temmuz 2006)
imdb.com
tv.com
Wikipedia
Telegraph Gazetesi Jane Mulkerrins (9 Şubat 2012), Craig Mclean (13 Kasım 2011), William Langley (14 Ağustos 2010)
News on ABC programı
BBC “Fry and Laurie Reunited” belgeseli 2010
The Hollywood Reporter dergisi
The Guardian Gazetesi
The Observer Dergisi Nicci Gerard ( 7 Mayıs 200 )