3 Mart 2012 Cumartesi

En Büyük Hata



Marion Cotillard - The Champion of France


İlköğretim yıllarında tanıdığım en yakın arkadaşım Fuat'dı. Fuat, yaşıtlarına göre birazcık daha tombul esmerce kara saçlı kara gözlü bir çocuktu. Arkadaşlığımızın ne zaman başladığını hatırlamıyorum hiç ama o zamanların playstation 1'i ile ilgiliydi herhalde. Sık sık onun evinde toplanıp playstation oynardık. O en çok futbolu sever ben ise iki kişilik co-op macera oyunlarını severdim. Bir yaz günü Fuat beni ailesi ile gideceği pikniğe çağırdı. Onun küçük kardeşinin gittiği okulda her yıl düzenlenen geleneksel bir piknikti bu ve öğrencilerin yanında aileleri de çağırılırdı. 

Annem ile konuşup iznini aldıktan sonra yarın sabah kocaman bir otobüsle pikniğe gittik. Ormanlık alan alabildiğince geniş, hava olabildiğince harikaydı o gün. Bizim de içinde bulunduğumuz çocuk grubu, yemekler hazır olana kadar alandan biraz uzak, anayolun kenarında oyun oynanacak kadar geniş bir düzlük bulmuştu. Geleneksel çocuk oyunlarını oynayıp sıkıldıktan sonra biraz da voleybol oynadık. Gruptaki çocuklardan hiçbirinin boyu 1 metreyi bile bulmadığından olsa gerek anca iki vuruştan sonra top oraya buraya kaçıyordu.

Oyunun ortalarında ben topu havaya kaldırıp sertçe vurdum. Top, Fuat'ın oraya gitti, o da tüm gücüyle topa vurdu ve topumuz yolun ilerisine, kenarlarında sık ağaçların olduğu yere doğru giti. Genel kural: Atan alır. Fuat kocaman vücudunu sallaya sallaya koştu oraya. 2-3 dakika sonra döndü ama bize elindeki toptan daha önemli birşey göstermeye gelmişti. Hepimizi Fuat'ın tarif ettiği yere gittik. Taş öbeklerinin biraz ilerisinde yol kenarındaki uzun çalılıkların gizlediği yerde ağzından buharla karışık kan püskürten büyük siyah bir köpek yatıyordu. Bizim çocuklar köpekten o kadar çok korkmuştu ki kimse yanına fazla yaklaşamadı. Yaralı hayvancağız kulaklarından ve ağzından gelen kan izin verdiği müddetçe nefes almaya çalışıyordu. Ön ayakları garip bir şekilde bükülmüş, çarpık gibi duruyordu. 

Tartıştığımız teoriler (köpeklere işkence etmeyi seven kaçık ihtiyar, bir kaplanla ölümüne dövüşmesi ve mayına basmış olabileği) içinden aklıma en yakın ihtimalin yoldan geçen bir arabanın köpeğe çarpmasıydı. Çocuklar bir süre daha orada kalıp hayvana üzüldükten sonra topu alıp olay yerini terk ettiler. Sadece benle Fuat kalmıştık. Yaralı köpeği bulan o olduğu için sanırım kendini sorumlu hissediyordu, ben ise sadece merak ettiğim için kalmıştım. İkimiz düşündük düşündük en sağlıklı eylemin büyüklerimize bu olayı haber edip onların köpekçiği bir veterinere götürmesi olacağına karar verdik ve oradan ayrıldık. O an içinde 12 yaşındaki çocuklar olmasaydık eminim böyle bir karar verirdik. Hayır, o zaman bu çözüm yöntemi hiç aklımıza gelmedi. Onun yerine köpeğin ıstırabına son vermenin daha iyi bir fikir olduğuna karar verdik. 

Geldiğimiz yolda gördüğüm büyükçe bir taş parçasını getirdim. Fuat bana bakıp geri çekildi. Ona küçük kızlar gibi olduğunu söyleyip yaralı hayvanın başının ucuna dikildim. Taşı havaya kaldırıp  yatan köpeğin kafasına sertçe indirdim. Taşın altında ezdiğim hayvandan kasapların eti parçaya ayırırken ki o cıvık ses çıkmıştı. Yaralı hayvanın nefesi kesildi birden ama ölmemişti. Arka ayakları ile yerde sürünüp kaçmaya çalışıyordu. İki kez daha vurdum sonra durup seyrettim. ölmüştü..

Şortumun kenarlarında küçük kan izleri vardı. Taşı çalılıkların oraya fırlatıp Fuat'a baktım hadi gidelim artık diye. Tam gidiyoruz, arkamdan böyle garip, kısık bir köpek sesi geldi. Hayvan ölmedi herhalde diye düşündüm döndüm. Duyduğum ses demin öldürdüğüm köpekten gelmiyordu. Çalılıklar tek bir hışırdamayla iki tane siyah yavru köpeği ortaya çıkardı. Küçücük kuyruklarını sallayarak yerde yatan annelerinin yanına geldi. Bir tanesi ölmüş annesinin bacaklarının arasına girip kafasını annesinin bedenine yasladı. Diğeri ise annesinin başında dikilen bana kafasını uzatmış havlıyordu. 

Dehşete düştüm orada. O an kalbim yüz kat hızlı atmaya başlamıştı. İki yavru köpeğin annesini başını eze eze öldürmüştüm. Çok ama çok büyük bir hata yapmıştım. Hatta hata bile değil korkunç bir cinayetti resmen yaptığım. Ellerim titreye titreye eğilip iki köpeği de kucağıma aldım. Yavru köpekler hala havlıyor ve kucağımdan inip annelerinin cesedine ulaşmaya çalışıyorlardı. Yavrulardan bir tanesini yanımda bostan korkuluğu gibi dikilmiş yüzü aynı kireç gibi bembeyaz olmuş Fuat'a verdim, diğerini de kendim aldım ve piknik alanına döndük. İkimiz o günü iki yavru köpeğin bakımını üstlenip kendi payımıza düşen kebaplarla beslemekle geçirdik. 

Söylemeye lüzum yok gibi o köpekleri yanımızda eve götürdük. Benimkinin adı Cesur, annesini ve kardeşini benden korumaya çalıştığı için. Fuat'ınkinin ismi ise Max. Neden o ismi verdi bilmiyorum. Şu an geriye dönüp  baktığımda, yaptığımı düşününce hala içim sızlar bir fena olurum. Cesur kötü hissettiğimi hemen anlar başını kucağıma koyar. Benim içimdeki suçluluk duygusu ise ikiye katlanır Cesur'un başını okşarım.


14 Şubat 2012 Salı

bağımlılık

 bil bakalım bu kim?


üniversitenin 3. yılında erasmus öğrenci değişim programına katılmaya karar verdim. erasmus öğrenci değişim programı bilmeyenler için 4 yıllık okulda okuyan avrupa kıtası öğrencilerinin bir dönemliğine veya bir yıllığına avrupadan diğer bir üniversiteden öğrenci ile üniversite değiştirmesi. harika bir deneyim. herneyse bizim okulun anlaşmalı oldugu okullar arasında çok ama çok az iyi okullar vardı. bunun yanı sıra bu az okullardan çoğu da benim okuduğum bölümü desteklemiyordu. nokta atışı yaptım ben de. university of helsinkiyi seçtim. finlandiyanın başkentinde muhteşem bir okul, ayrıca dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında. kızları ve gece hayatını saymıyorum bile.

fakat bu üniversiteye gitmek isteyen tek kişi ben değildim. bu güzel üniversiteye ayrıca başka bir kız da gitmek istiyordu. şimdi erasmus için seçildiğin zaman kriterlerin şöyle: %50 gpa yani yıl sonu ortalaman ve %50 istanbulda gireceğin ingilizce sınav ve mülakat. bahsettiğim kızın gpa si tam not 4.00 ve ingilizcesi tamamiyle harika. eğer bu kız ile yarışırsam istediğim üniversiteye gidemeyecektim. adil yollardan kazanamacayacağım için ben de hile yaptım. sonuçta savaşta herşey mübahtır. sun tzu.

kızla konuşmaya ve yakınlaşmaya başladım. hobilerini, arkadaş çevresini falan öğreniyordum. 1 ay sonra doğum günü olduğunu öğrendim. doğum gününü kutlamaya beni de çağırdı. güzel bir gece thales'de kutladık kızın 21. yaş gününü. herkes çeşit çeşit hediyeler verdi. benim hediyem de 3 aylık bedava world of warcraft deneme paketiydi. kız hediyemi kabul etti ve teşekkürler dedi. ona yaptığım kötülüğün farkında değildi.

sömestırın 2. yarısında yani bahar yarıyılında tekrar okul başladı. arkadaşlarımla yeniden görüşüyor arayı kapatıyordum. ben bu çalışkan kızımızı göremedim. sordum çevreye gören duyan da yoktu. aylar beklediğimdne çabuk geçti. öyle böyle atlattım finalleri midtermleri ve yıl sonu ortalamamı iyi getirdim. university of helsinki için başvurucaktım. bizim erasmus koordinatörü aynı zamanda bizim bölüm hocamız.  onun ofisine gidip bilgi almam gerekiyordu. binaya girdim ofisi buldum. kısa bir soru sorup çıkmak için kapıyı tıklatmadan girdim. yeni sömestırın başından beri görmediğim o çalışkan kız içerde program koordinatörünün önünde saçı başı karışık hüngür hüngür ağlıyordu. uygunsuz durumda girdiğim için hemen çıktım. ulan ne oldu acaba kıza diyordum. yarım saat sonra geri geldim tekrar koordinatör ile konuşmak için. odası boştu, beni kabul etti. kendi sorularımı sorduktan sonra deminki kıza ne oldu diye ortaya attım sorumu. koordinatörümüz açıklamaya başladı

kız okulu, arkadaşlarını bayağı bayağı kesmiş, hayattan kopmuş evden çıkmaz olmuş. ailesi onun için endişeleniyormuş. aptal bir oyun yüzünden 1 yılı tekrar okumak zorundaymış. bu kadar çalışkan bir öğrencinin bu hale düşmesi hocamızı çok şaşırtmış ve üzmüş.

ben bunları dinledikten sonra teşekkür edip ayrıldım. masum bir insana böyle birşey yapmak vicdanımı sızlattı. ta ki internette 9gag a girip birkaç komik resim görene kadar. sun tzu ne demiş bu konu hakkında? ....bilmiyorum. ama kesin beni haklı çıkaracak birşeyler söylemiştir.

Kristen Bell

13 Şubat 2012 Pazartesi

İstanbul'da Yapılacaklar

it's all in how you carry yourself. if you wake up in the morning and think you are a pussy then that's how you are gonna act. wake up with a purpose and you are good to go

way amk. para var araba var istanbulda yapacak bişey mi yok? ben istanbulda olaydım da şimdi keşke galata köprüsünün altında taş olaydım.

1- sirkeci gülhane sultanahmet ve özellikle cağaloğlunun sokakları karış karış gezin. nuruosmaniyede dünyanın en iyi dürümcüsü var bi dürüm yiyin.

2- beyazıt ve lalelinin ara sokaklarında çok güel oteller var gidin lobilerine bir şarap için.

3- kumkapıya gidin bi meyhanede rakı için

4- sultanahmedin arka taraflarına gidin kendinizi portekizde hissedin. marmara cafe de bir nargile için. denize nazır oh miss.

5- süleymaniyenin orada kuru fasülye yiyin.

6- fatihde kadınlar pazarında istanbulda yiyebileceğiniz en güzel kırmızı et yemeğini yiyin.

7- fatih karagümrüğün maçına gidin, çılgın bir taraftar gibi tezahürat yapın

8- eyüp piyerlotiye gidin kafanız dinlensin, kahvaltı yapın.

9- taksime gidin bira için doyuncana çıkışta midye dolması ve ıslak hamburger yiyin

10- taksime gidin melekler kahvesine fal baktırın.

11- taksime gidin yeşilçam sinemasına veya zafer tunaya gidip sanatsal bir film izleyin.

12- taksime gidin bi aslaş barda canlı müzik dinleyin (kız yoksa zor ama)

13- taksimde balkanlarda veya yemek klubunde ucuza doyuncaya yemek yiyin.

14- istiklaldeki sokak çalgıcılarıyla muhabbet kurun

15- istiklalde imam adnan sokak taraflarında travestileri bulun onlara yemek ısmarlayın hayat hikayelerini dinleyin

16- nevizadeye gidin çılgın kalabalıkta sadece için

17- gay bara gidin ilginç bir duygu harbiden gidin.

18- galata köprüsünün orada biranızı elinize alın için, karaköy merdivenlerine gidin oturun için

19- karaköyde sahilde namlı gurmenin orada saat 5 ten sonra bi balık yapan seyar balıkçı vardı. hala varsa oraya gidin. harika balık ypaıyordu. güllüoğlunun tatlısını da yiyebilirsiniz.

20- tophaneye gidin nargile için yazarak bitmeyecek amk. bunun bin yolu var. daha anadayolu yakası var ohohooo zaman ilk akla gelmeyenleri yazayım

21- kireçburnunda leyla ile mecnunun çekildiği yere gidin süper bir yer ora.

22- istinyede ki at binme merkezine gidin at binin çok güzel oluyor.

23- beykozdaki belediye tesisine gidin.

24- şile tarafında göl evleri var orman içinde hele bi gidin.

25- 3. köprünün yapılacağı karadeniz sahilinde o köye gidin daha bozulmadan gidin arkadaş

26- moda da iskele cafe var sahilde, sanırım belediyenin. gidin.

27- fenerbahçede bahçe çay bahçesi vardı. hala varsa gidin.

28- zincirlikuyudaki go kart pistine gidin arabaları iyiydi.

29- balata gidin saatlerce dolaşın. fener rum patrikhanesine gidin.

daha da edemiyorum yaayım. yalnız benim tercihim sultanahmet tarafları olurdu hiç şüphesiz. o arka sokaklar o tarih bizim haketmediğimiz kadar güzeller oralar.

yazan: big bang



10 Şubat 2012 Cuma

Akıllı olun

shit, if she is single, you are fighting against the world, if she is taken you only have to beat one person.
   

      ula anlamıyorum ya ben bu mevzuyu. bir erkek ne ödüyorsa kız da onu ödemeli. atıyorum dışarı mı çıkıldı. yemek yendi erkek ödedi. sonra sinema var kız ödesin abi. mevzuya gelince işte yok ataerkil toplum istemiyoruz yok vik vik. ulan sen de gir o zaman işin içine. dışarı çıkıyoruz. e arkadaş sen de öğrencisin ben de öğrenciyim. ortalama gelirimiz aynı. ailem bana al oğlum kız arkadaşınla yersin diyip fazladan 1 milyar göndermiyor açıkçası. ben artık demelerini de geçtim. yemek yeniyor ödüyorum. kız ben de ödeyim diyor tamam bir sonrakine sen ödersin ödeşiriz diyorum samimiyetimle açık açık. bir sonraki geliyor. e yine ben. ya da ne bilim gidiliyo bi kızla bi yere. oturuluyo. işte vs vs söyleniyo tatlı geliyo. bi çatal al bırak. ulan yemiceksen niye söylüyorsun sen o tatlıyı. senin bi çatal alıp yemiceğin tatlıya ben niye 10 lira veriyorum. sokaktan dilenci çevirir karnını doyururum arkadaş 10 liraya adamın. vallahi bak sinerlendim yine ha. bak abi işte sen de kıza. ben ödeyim derken hiçbir atraksiyona girişmiyorsa (çantadan cüzdanı çıkarma, parayı çıkarma gibi gibi) yol ver gitsin.

metehan01

1 Ocak 2012 Pazar

1 Day of Summer

I do not have a source to attribute this to, but since I'm posting it on the Internet, people will just assume I'm right.


Living in L.A. i went to Boston to visit (went to college there) for a weekend. Was walking down Newbury street talking on the phone when I saw her. We checked each other out for quite a while. I saw her, she saw me. We looked away to pretend we weren't checking each other out. That sort of thing. I was talking on my phone during all this when I finally said to the person on the other line: 'Hey, i gotta run. I'm gonna go talk to a girl'.
 
Went up to her and said: 'I'd ask you out for some coffee but I see you already have a drink' (she was holding a cup). We started chatting and she offered her phone number. It was awesome. I was so nervous going up to her but part of me didn't give a crap because I was leaving the next morning. If she rejected me, it certainly would not have been the first! We hung out later that evening, didn't sleep at all then went to see the sunrise with Dunkin Donuts coffee. She dropped me off to catch my flight the next day back to L.A. I called her as soon as I landed. She came out to visit me 10 days later and we got married 8 months after that day. That's the story in a nutshell. Every time I think about how we met it feels unreal! This kind of stuff doesn't happen! I was lucky that it happened to me

reddit

5 Aralık 2011 Pazartesi

Geçmiş-Gelecek


merhaba ben sokakta bir polis gördüğünde kılıfından sarkan silahı çekip etrafa ateş etmek yönündeki ani dürtü. her insanın böyle bir hayali var sadece sen değilsin.



    Sizce gençlik veya yaşlılık diye birşey var mı? Belki de bu sadece bakış açıları ile şekillenen bir olgu. 55 yaşındaki bir adam kendini görmüş geçirmiş sayar ama 84 yaşındaki biri için o adam hala göreceği günleri olan genç bir insandır. Genel kabul-geçerliliğe bakarsak 20 yaşında olan ben, genç bir insanım. İnsanlar geleceğin nasıl şekilleneceğini bize yani benim yaş grubumdakilere bakarak hayal ediyorlarsa yanılıyorlar. Geleceğin nasıl olacağını bilmek isteyen insanların bakmaları gereken yer başka. Geleceği en iyi  anaokulu öğretmenleri tahmin eder bence. Acaba gelecektekiler bizim neslimize bakıp ne düşünecek? Geçmişteki insanların yaşamını incelediğimizde verem ve tifodan milyonların ölmesini veya bir telgraf sisteminim işletilmesi için gereken çabayı şaşırtıcı buluyoruz. Peki gelecekteki insanlar bu zamana bakıp neyi tuhaf bulucaklar ? Gelecekte yaşayacak insanlar ile ilgili tahmin etmeyi pek beceremesem de  geçmişte insanların kullandıkları metal araçları birbirinin üstüne sürüp öldüklerini öğrenince şok geçirecekler buna eminim.


    Her yaş grubunun zamanı değerlendirmesi ve gelişmelere verdikleri tepkileri çok ilginç buluyorum. 10 basamaklı yaş grubu İran-Twitter ve Arap Bahar-Facebook gibi ilişkilerin doğurduğu gelişmelere "ya ne olacaktı?" türünden yaklaşırken bu yaş grubundan iki üç kat daha fazla yaşamış olan insanlar ise aynı konuya daha "farklı" ve abartılı yaklaşıyorlar. Akademisyenler bu konuya öyle bir ciddiyetle bakıyorlar ki bu tutum yüzünden onların sahip olduğu bilgi birikiminden ve tecrübeden yoksun genç insanların görebildiği noktaları kaçırıyorlar. Yaptıkları çıkarımlar feci ölçüde pesimist olabiliyor veya geleceğin getirebileceği sayısız ihtimalden bihaber sonuçlar oluyor. Dolayısıyla bu insanların gelecek tahminlerini ve çıkarımlarını pek doğru bulmuyorum.


   Yaşça büyük insanların geleceği tahmin ederken çokça yanılmalarının nedeninin geçmişe duydukları özlem olduğunu düşünüyorum. Avrupa ve Amerika ( güney ve kuzey her iki kıta ) kıtalarında yaşanan halk isyanlarını 60'lı yılların hareketlerine benzetmelerine ne demeli? Peki, tamamiyle yanlış bir benzetme denemez ama şimdiki isyanların organize oluşları, sebepleri ve özellikle de HEDEFleri o kadar başka ki 50 yıl öncesinden... 60 neslinin yaptıkları arkasında belli bir ideolojisi olan ve otoriteyi yıkmak isteyen devrimci bir hareket idi. Şimdiki protestocuların ise neyi amaçladıkları pek bilinmiyor. bence onlar bile ne yaptıklarını bilmiyor. OWS hareketini ele alalım. Buradaki insanların istediği adaletli dağılım reformu kendileri tarafından makul bir istek gibi görünebilir ama reel sistemde istedikleri şeyin olması imkansız. OWS insanları eğer illa bir değişiklik  istiyorlarsa düzenin bir parçasına değil düzenin kendisine karşı harekete geçmeliler.


   Konu dağıldı gitti. Yine de kullanmak istediğim görsel için yeteri kadar yazdım diye düşünüyorum.